İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 214 / 218
214

Ben de Celâleddin Harzemşâh gibi, “Benim vazifem hizmet-i îmâniyedir; muvaffak etmek veya etmemek Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir.” deyip ihlâs ile hareket etmeyi Kur'ândan ders almışım.

Haricî tecâvüze karşı kuvvetle mukàbele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribâta karşı manevî, ihlâs sırrı ile hareket etmektir. Hàriçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakîki talebeleri Cenâb-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak âsâyişi muhâfaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hàriçteki cihad-ı maneviyedeki fark pek azîmdir.

Bir mes'ele daha var: O da çok ehemmiyetlidir. Hükm-ü Kur'âna göre, bu zamanda mimsiz medeniyetin icâbatından olarak hâcât-ı zarûriye dörtten yirmiye çıkmış. Tiryâkilikle, görenekle ve i'tiyâdla hâcât-ı gayr-ı zarûriye, hâcât-ı zarûriye hükmüne geçmiş. Âhirete îmân ettiği hâlde, “zarûret var” diye ve zarûret zannıyla dünya menfaati ve maîşet derdi için dünyayı âhirete tercih ediyor.

Kırk sene evvel, bir başkumandan beni bir parça dünyaya alıştırmak için bazı kumandanları, hattâ hocaları benim yanıma gönderdi. Onlar dediler:

“Biz şimdi mecburuz. اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ kaidesiyle Avrupa’nın bazı usûllerini medeniyetin icâblarını taklide mecburuz.” dediler.

Ben de dedim: “Çok aldanmışsınız. Zarûret sû-i ihtiyardan gelse, kat'iyyen doğru değildir; haramı helâl etmez. Sû-i ihtiyardan gelmezse, yani zarûret haram yoluyla olmamış ise, zararı yok. Meselâ: Bir adam sû-i ihtiyarı ile haram bir tarzda kendini sarhoş etse ve sarhoşlukla bir cinayet yapsa; hüküm aleyhine cârî olur, mâzûr sayılmaz, ceza görür. Çünkü, sû-i ihtiyarı ile bu zarûret meydâna gelmiştir. Fakat bir meczûb çocuk cezbe hâlinde birisini vursa, mâzûrdur. Ceza görmez. Çünkü ihtiyarı dâhilinde değildir.”

İşte, ben o kumandana ve hocalara dedim: “Ekmek yemek, yaşamak gibi zarûrî ihtiyaçlar haricinde başka hangi zarûret var. Sû-i ihtiyardan, gayr-ı meşrû meyillerden ve haram muâmelelerden tevellüd eden hareketler haramı helâl etmeğe medâr olamazlar. Sinema, tiyatro, dans gibi şeylerde tiryâki olmuş ise, mutlak zarûret olmadığı ve sû-i ihtiyardan geldiği için, haramı helâl etmeğe sebeb olamaz. Kanun-u beşerî de bu noktaları nazara almış ki; ihtiyar haricinde zarûret-i kat'iyye ile, sû-i ihtiyardan neş'et eden hükümleri ayırmıştır. Kanun-u İlâhîde ise, daha esâslı ve muhkem bir şekilde bu esâslar tefrik edilmiş.”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.