İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 133 / 218
133

O kendini bildirmeyen zâtın şübhe ettiği:

İkinci Mes'ele: Pekçok Nurcuların haddimden yüz derece ziyâde hüsn-ü zanlarıyla benden zannettiği medâr-ı iftihar sıfatları yüz defa onların hatırlarını kırıp reddetmişim. Fakat yirmisekiz sene siyasetçiler Risale-i Nurun sırf îmânî ve uhrevî mesleğini şimdiki medenîleşmek fikirlerine müsâid görmediklerinden yirmisekiz senedir hapislerle mahkemelerle, tarassudlarla, asılsız isnâdlarla Nurcuları ürkütmekle ve beni çürütmek cihetiyle Risale-i Nuru neşrettirmemek için emsâlsiz bir vaziyete düşmüştüm. Yarım ümmî ve ittiham altında ve Nur şâkirdlerini bütün bütün kaçırmamak için bana karşı medhi, şahsımdan reddedip medhiniz Nurlara ait olabilir. Ve gördüğünüz meziyetler benim değil Risale-i Nurundur. O da Kur'ân-ı Hakîmin bir hakikatinin bir tefsiridir. Ve her asırda dine ve îmâna tam hizmet eden müceddidler geldikleri gibi, bu acîb ve komitecilik ve şahs-ı manevî-i dalâletin tecâvüzü zamanında bir şahs-ı manevî müceddid olmak lâzım gelir. Eski zamana benzemez. Şahıs ne kadar da hàrika olsa, şahs-ı maneviye karşı mağlûb olmak kàbildir. Risale-i Nurun o cihette bir nev'i müceddid olması kaviyen muhtemel olduğundan o sıfatlar, hâşâ, benim haddim değil, belki mükerrer yazdığım gibi, benim hayatım Risale-i Nura bir nev'i çekirdek olabilir. Kur'ânın feyziyle, Cenâb-ı Hakk’ın ihsânıyla o çekirdekten Risale-i Nurun meyvedâr, kıymetdâr bir ağaç hükmüne icâd-ı İlâhî ile geçmesidir. Ben bir çekirdektim, çürüdüm, gittim. Bütün kıymet Kur'ân-ı Hakîmin mânâsı ve hakikatli tefsiri olan Risale-i Nura aittir.

Kendini bildirmeyen zâtın:

Üçüncü Şübhesi: Büyük Cihad’ın ve Sebilürreşâd’ın neşrettiği gibi ben ilân etmişim ki; dine, îmâna hizmeti ve Risale-i Nuru; değil dünya siyasetine, belki kemâlât-ı maneviyeye ve makàmât-ı àliyeye âlet edemediğim gibi.. herkesin hoş gördüğü saâdet-i uhreviye ve Cehennemden kurtulmaya vesile etmemek ve yalnız emr-i İlâhî ve rızâ-yı İlâhîden başka hiçbir şeye âlet etmemek bu zamanda Nurun hakîki kuvveti olan sırr-ı ihlâs-ı hakîkiyi muhâfaza etmeye beni mecbur etmiş ki: Sıddık-ı Ekber (R.A.) dediği olan: “Mü'minler Cehenneme gitmemek için Allah’tan isterim, benim vücûdum Cehennemde büyüsün ki, onların yerine azâb çeksin” diye söylediği kudsî fedâkârlığının bir zerresini ben de kendime kazandırmak için, îmân ile Cehennemden birkaç adamın kurtulmaları için Cehenneme girmeyi kabûl ederim demişim. Zâten ibâdet, Cennete girmek ve Cehennemden kurtulmak için kılınmaz; bozulur. Belki rızâ-yı İlâhî ve emr-i Rabbânî için yapılır.

Yine Hizb-i Kur'ânımızın bahsine döneriz:

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın büyük bir kumandanı olan Hazret-i Üsâme Radıyallahu Anh; bir gün “hamd”e ait, bir gün “istiğfar”a ait âyetler, bir gün “tesbih”e ait, bir gün “tevekkül”e, bir gün de

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.