“selâm” lafzına, bir gün de “tevhid” ve “Lâ ilâhe illâ Hû”ya ait, bir gün de “Rab” kelimesine ait bütün Kur'ândan müteferrik sûrelerden bir hizb-i Kur'ânî çıkarmış, kendine bir vird eylemiş. Demek böyle hizblere izn-i Peygamberî (Aleyhissalâtü Vesselâm) var.
Hem bizim hizb-i Kur'ânımız îmân hakikatlerine dair âyetleri, hususan sûreler başlarındaki âyetleri cem'ettiğinden başlarında ﴾ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿ yazılmış. Bu hizb, tamam Kur'ânı okumağa büyük bir şevk verir. Noksaniyet vermez. Hem yirmi günde okunacak arzu edilen bazı îmânî âyetler bir-iki günde bu hizipte okunduğundan, bir zaman bütün sûrelerin başında bir kısım âyetleriyle beraber, Risale-i Nurun esâsları olan bazı âyât-ı îmâniyeyi kendime vird eylemiştim. Sonra bir hizb sûretine girdi.
O mechûl zât, izzet-i ilmiyeyi fir'avuncuklara karşı muhâfazamı bir enâniyet tevehhüm etmiş. Nur talebelerinin hakkımda hüsn-ü zanlarını bütün bütün kırmadığımı bir benlik tahayyül etmiş. Ve îmân hakikatlerine dair beyânâtıma talebelerin tam i'timâd ve kanâatlerini te'min etmek fikriyle ehl-i velâyetin ve bazı âyâtın kat'î kanâat ettiğim bine yakın emârât ve işâretlerinin izhârına mecbur olduğum için bir kısmını hàs kardeşlerime beyân etmemi bir nev'i hodfürûşluk zannetmiş.
Evet; bu zamanda dinsizlik hesabına, benlikleri fir'avunlaşmış derecede ve îmâna ve Risale-i Nura hücumları zamanında onlara karşı tedâfü' vaziyetimizde tevâzu' ve mahviyet göstermek büyük bir cinayet ve hıyânettir. Ve o tevâzu', tezellül hükmünde bir ahlâk-ı rezîle olur. Onlara karşı izzet-i diniyeyi ve şerâfet-i ilmiyeyi muhâfaza etmek için kahramancasına bir sebat bir kuvve-i maneviyeyi göstermek, acaba hiçbir vecihle hodfürûşluk olur mu? Hiçbir şöhret-perestlik ve enâniyet olur mu ki: O zât öyle tevehhüm etmiş.
Hem Risale-i Nura muhtaç ve îmânını kuvvetlendirmek ve kurtarmak için Nurları arayanlara karşı ki, onda üçü veya dördü şahsıma bakmayıp Nurdaki kat'î hüccetlerle iktifâ ettiği gibi, beş-altı tane hüccetlerin kıymetini bilmediği için benim şahsıma bakar. “Acaba bizi kandırdı mı, yoksa hakikat mı söylüyor?” diye şahsıma karşı hüsn-ü zanlarını kırmamağa mecbur olduğumdan, şahsımın gizli fenâlıklarına perde çekmek bir enâniyet olur mu?
﴿ وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْسِٓى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّى ﴾
âyet-i kerîmesinin sırrıyla nefs-i emmâreme i'timâd edemem. Nefis kusursuz olmaz. Fakat şimdi bu zamanda ejderhalar, ifritler hükmünde dinsizlik komitelerinin hücumları ve tahribâtları zamanında müdafaamda,
