zeminin geniş kıt'aları ve büyük hükûmetleri, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün rûh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü bu hakikat noktasında kat'iyyen Kur'ânın misli yoktur ve olamaz. Ve hiçbir şey bu mu'cize-i ekberin yerini tutamaz.”
Ey muhterem Hâkimler! Yalnız son cümlesini nümûne olarak size arz ettiğimiz bu ehemmiyetli fıkranın başında yazılan ihtar kelimesi bir suça mesned olabilir mi? Bu yazı şahsî bir nüfûz te'mini için mi yazılmış? Yoksa nev'-i beşerin Kur'ân hakikatlerini aramağa başladığını beyân ile istikbâlde Kur'ânın beşeriyete hâkim olacağını mı haber veriyor ve isbât ediyor? Bu hususu yüksek takdirinize havâle ediyoruz.
Evet Risale-i Nur müellifi, Kur'ânın dersinden aldığı ve ayn-ı hakikat olan bu ihtarları beyân etmesi, beyân ve isbât ettiği derslerin ve mevzûların hakkâniyetine bir hüccet içindir. Evet, ayn-ı hak ve hakikat olduğunu dikkatle bakanlar görebilirler. Ve bir deryâ-yı îmân ve bir hazine-i tevhid ve bir ummân-ı hikmet hâlinde coşan bir hàrikanın, istikbâlin nesillerinde ve milyonlar kalb ve gönüllerde nasıl kemâl-i şa'şaa ile yaşayacağını ve alkışlanacağını hissedebilirler. Ve Türk milletinin bin yıllık kudsî mefâhir-i milliyesine mümâsil yine Türk milletinin dünyaya örnek olmuş kahraman ecdâdının yerinde İslâmiyet hakikatlerine sarılarak yine Kur'ânın bayraktarlığı vazifesiyle istikbâlin kıt'alarında hâkim-i manevî olacağını hissedebilirler.
Bu çok yüksek ve çok ehemmiyetli hakikatleri tam anlayabilmek için, Bediüzzaman’ın bundan kırk sene evvel 1327 de Şam’da Câmiü'l-Emevî’de, içinde yüz ehl-i ilim bulunan onbin kişilik bir cemâate hitâben îrâd buyurdukları “Hutbe-i Şâmiye” eserini okumak lâzımdır. Şimdi o eserin tercümesini yapmak lütfunda bulunan o azîz zât, o zamanda perîşan ve esâret altında bulunan İslâm Âlemine pek azîm müjdelerle medeniyetin seyyiâtı hasenesine gâlib gelmesine mukâbil istikbâlde İslâmiyetin kuvvetiyle medeniyetin mehâsini galebe ederek Şems-i İslâmiyetin büyük milletler ve kıt'alar üzerinde hâkim olacağını beyân ve isbât ederek haber veriyor.
Mâdem o ehl-i vukûf ismini alanlar, “kalbe ihtar edilen bir mes'ele” cümlesinde hakikate nüfûz edemeyerek yanlış mânâ çıkarmışlar. 1327 den tâ 1371 senesinden sonraki Âlem-i İslâmın mukadderâtına nazar eden Hutbe-i Şâmiye’deki hakikatler dahi –bilirkişilerin yanlış anladıkları veya yanlış mânâ verdikleri– bu “ihtar” kelimesinin hakikatini ve geniş mânâsını çok yüksek bir hakikat hâlinde gösterdiğinden Hutbe-i Şâmiye eserinin tercümesini mahkemeye arz ediyoruz. Ve yalnız burada eserde isbât edilen mes'elelerin âhirinde zikredilen birkaç cümleyi yazarak takdim ediyoruz:
