“Evet, ben kendi hesabıma aldığım dersime binâen ey İslâm cemâati! Müjde veriyorum ki: Şimdiki Âlem-i İslâmın saâdet-i dünyeviyesi, bâhusus Osmanlıların saâdeti ve bilhassa İslâmın terakkîsi ve onların uyanması ve intibâhı ile olan Arabın saâdetinin fecr-i sâdıkının emâreleri inkişafa başlıyor. Ve saâdet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ben dünyaya işittirecek bir derecede kanâat-ı kat'iyyemle derim: İstikbâl yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak ve hâkim, hakàik-ı Kur'âniye ve îmâniye olacak. Öyle ise şimdiki kader-i İlâhî ve kısmetimize râzı olmalıyız ki: Bize parlak istikbâl, ecnebîlere müşevveş bir mâzi düşmüş.”
“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakàik-ı îmâniyenin kemâlâtını ef'âlimizle izhâr etsek, sâir dinlerin tâbileri elbette cemâatlerle İslâmiyete girecekler. Belki, küre-i arzın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyete dehàlet edecekler.”
“Ey bu Câmiü'l-Emevî’deki kardeşlerim gibi Âlem-i İslâmın câmi-i kebîrinde olan kardeşlerim! Siz de ibret alınız. Bu kırkbeş senedeki hâdisâttan ibret alınız. Tam aklınızı başınıza alınız. Ey mütefekkir ve akıl sâhibi ve kendini münevver telâkki edenler! Hâsıl-ı kelâm biz Kur'ân şâkirdleri olan Müslümanlar, bürhâna tâbi oluyoruz; akıl ve fikir ve kalbimizle hakàik-ı îmâniyeye giriyoruz. Başka dinlerin tâbileri gibi ruhbanı taklid için bürhânı bırakmıyoruz. Onun için akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbâlde, elbette bürhân-ı aklîye istinâd eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur'ân hükmedecek.”
“Evet şimdi olmasa da otuz-kırk sene sonra fen ve hakîki mârifet ve medeniyetin mehâsini o üç kuvveti tam techiz edip, cihâzâtını verip o dokuz mânileri mağlûb edip dağıtmak için taharrî-i hakikat meyelânını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman tâifesinin cebhesine göndermiş, inşâallâh yarım asır sonra onları darmadağın edecek.”
“İşte Amerika ve Avrupa tarlaları böyle dâhî muhakkìkleri –Mister Karlayl ve Bismark gibi– mahsulât vermesine istinâden ben de bütün kanâatimle derim: Avrupa ve Amerika İslâmiyet ile hâmiledir. Günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak.”
“Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına (inkisafına) ve beşeri tenvir etmesine mümânaat eden perdeler açılmağa başlamışlar. O mümânaat edenler çekilmeğe başlıyorlar. Kırkbeş sene evvel o fecrin emâresi göründü. 71’de fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak.”
“Ey Câmi-i Emevîde kardeşlerim! Ve yarım asır sonraki Âlem-i İslâm Câmiindeki ihvânlarım! Baştan buraya kadar olan mukaddimeler netice vermiyor mu ki: İstikbâlin kıt'alarında hakîki ve manevî hâkim
