İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 37 / 231
37

ta'yinâtım, Risaletü'n-Nurun hizmetinden gelen bir bereket idi.” Evet, bize de aynelyakìn derecesinde kanâat gelmiş ki; bu kesretli hâdisât-ı bereket, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın i'câz-ı manevîsinin bir şuâıdır. Ma'nen der: “Ey Kur'ân şâkirdleri! Sizi vazife-i mukaddesenizden ekseriyetle geri bırakan, maîşet telâşesidir. O ise, Kur'ânın feyziyle bereket nev'inden sizlere veriliyor, vazifenize bakınız.”

اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ اِسمِكَ الْاَعْظَمِ وَبِحُرْمَةِ رَسُولِكَ الْاَكْرَمِ يَسِّرْلَنَا خِدْمَةَ الْقُرْآنِ بِنَشْرِ رِسَالَةِ النُّورِ بِالدَّوَامِ بَيْنَ الْاَنَامِ فِى عَالَمِ الْاِسْلاَمِ آمِينَ آمِينَ آمِينَ

Hem hâdisât-ı bereketin aynı zamanda Risaletü'n-Nurun bir kerâmeti olarak bir şâkirdinin binler lira kıymetinde hânesinin, ona pek yakın dehşetli bir yangından fevkalme'mûl bir sûrette Risaletü'n-Nurun bereketiyle kurtulması ve Risaletü'n-Nurun tercümânına âhiret cihetinde çok alâkadarlık gösteren bir hanım, o dehşetli yangında hânesinin üçüncü katında bulunan elmas ve mücevherât ve altunlarını kurtarmak için koşup çıktığı vakit ateş her tarafını sarmış, elmas ve mücevherâtını kurtaramadığı gibi kendi nefsini de bütün bütün tehlike-i kat'iyyede gördüğü vakitte Risaletü'n-Nur tercümânı, o ateşten, talebesinin hânesini kurtarmasına şiddetli duâ ederken o bîçâre hanım hâtırına gelmiş, “Acaba o yangında o âhiret hemşirem bulunmasın?” diye ona da Risaletü'n-Nuru şefâatçi edip duâ etmiş. “Yâ Rabbî, ona merhamet eyle!” niyâz etmiş. Aynı zamanda o hanım, pencereyi kırmış, kendini iki kat yüksekliğinde avluya atmış, fevkalâde bir sûrette ne incinmiş, ne de bir yeri kırılmış.

Hem, bakır ve demiri eriten o dehşetli ve şiddetli yangından bütün konak yandıktan sonra bütün mücevherâtını ve altununu, hiçbiri zâyi' olmayarak bir un onu muhâfaza etmiş, bulmuş, almış. Risaletü'n-Nurun bereketinden hem canını, hem malını kurtarmış.

Hem mezkûr hâdisâtın aynı zamanında vukû' bulması münâsebetiyle Risaletü'n-Nurun kerâmetkârâne iki tokadını yiyen aynı ânda vazifece ehemmiyetli iki mütecâviz ve muacciz iki adamın tecâvüz ve tâciz ânında birisinin kafasına, diğerinin ciğerine vurması (Hâşiye) [^3] bizde hiçbir şübhe bırakmadı ki, Hizmet-i Kur'âniyedeki inâyet-i Rabbâniyenin bir hıfz ve himâyet sillesidir, “Artık durunuz, yeter! Tokada müstehak oldunuz!” diye ma'nen söylemesidir.

[^3]:(Hâşiye) Evet, o mütecâvizlerden birisi dehàlet etti, ölümden kurtuldu; diğeri bir sene azâb çekti, hem öldü.

Risaletü'n-Nur Şâkirdlerinden

Emin ve Feyzi

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.