İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 36 / 231
36

yiyordu ve bize de veriyordu. Hem yemeksiz olduğu ekser vakitlerde ondan yediği hâlde altı ay kadar devam ettiğini ve hâlen de yüz dirhem kadar o peynirden bulunduğunu görüp yakìnen tasdik ediyoruz. Fakat bu hâdise-i bereketin ifşasından sonra, evvelce görünmeyen dibi, görünmeye başladı, noksaniyetini gösterdi. Evet, bereket hususunda şâyân-ı hayret bir hâdisedir. Hem, yarım kilo tereyağı, ekser günlerde fazlaca sarf olunduğu hâlde, elli güne yakın devamıyla anladık ki, şübhesiz bir bereket içine girmiş.

Hem yine aynı Ramazan Bayramında Üstad’ın rızâsı olmadığı hâlde Tahsin ve ben, yani Emin, bir kilo kadar ince şeker getirmiştik. Ekser yoğurt ve süt ve tatlı kabağa vesâir şeylere bazen yirmi-otuz dirhemden fazla kattıkları hâlde, beş ay devam etti. Hâlen o şekerden yüz dirhem kadar kalması, elbette bereket sebebiyledir.

Hem bu havâlideki şâkirdler, herkes, cüz'î-küllî hissetmiş ve itiraf ediyorlar ki: Risaletü'n-Nura çalıştığımız zaman, hem rızkımızda bereket ve sühûlet, hem kalbimizde bir inşirah ve ferâh, zâhiren hissediyoruz.

Ezcümle: Ben kendim, yani Emin, itiraf ediyorum ki: Risaletü'n-Nur dâi­resine girmezden evvel bütün sene çalışırdım. Ne vakit Risaletü'n-Nur dâi­resine girdim, beş seneden beri üç-dört ay kadar çalıştığım hâlde, evvelkin­den daha müferrah ve daha mes'ûd bir hâlde yaşamaklığım, yüzde yüz Risa­letü'n-Nurun hizmetinin bereketiyle olduğunda hiç şübhem yoktur (Hâşiye). [^2]

[^2]:(Hâşiye) Evet, bütün kuvvetimle tasdik ediyorum ki, Emin kardeşimiz memle-ketimize geldiği zaman mütemâdiyen fa'âl bir sûrette her ay çalışıyordu. Şimdi ise, Risaletü'n-Nurun dâiresine girdikten sonra, üç-dört aydan fazla çalıştığını görmüyoruz. Feyzi

Hem, ezcümle Üstadımız diyor ki: “Benim de kanâat-ı kat'iyyem çok tecrübelerle gelmiş ki, ben Risaletü'n-Nurun tashihâtıyla meşgul olduğum zaman, pek zâhir bir tarzda hem rızkımda bereket, hem sühûlet görüyordum. Ne vakit çalışmazsam o hâli göremiyordum.”

Hem Üstadımız diyor ve biz de tasdik ediyoruz ki: “Ben son zamanda anladım: Şimdiye kadar hem ben, hem dostlarım, bir hakikatin sûretini başka şekilde görmüşüz. Şöyle ki:

Hapishânede bir tek ekmek, sekiz ve bazen on gün bana kâfî geldiği gibi, burada da aynen o tarzda yaşıyordum. Hem ben, hem kardeşlerim, bunu benim az yemek ve iştihâsızlığıma veriyorduk. Hâlbuki çok emârelerle kat'iyyen anladık ki; o acîb hâl, bereket neticeleri imiş. Birkaç defa sekiz günde bana kâfî gelen bir ekmeği, aynı iştihâ ile çalışmadığımdan berekete mazhar olmadığım zaman iki günde, bazen bir buçuk günde bitiriyordum. Demek bu onaltı ve onyedi seneden beri benim mükemmel

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.