İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 222 / 231
222

O vakit kalbe şöyle geldi ki; de o mütehayyir akla:

Bak kâinâttaki bütün mevcûdâta! Zîhayat olsun, câmid olsun, kemâl-i itâat ve intizam ile vazife sûretinde ubûdiyetleri var. Bir kısmı şuûrsuz, hissiz oldukları hâlde; gayet şuûrkârâne, intizam-perverâne ve ubûdiyetkârâne vazife görüyorlar. Demek bir Ma'bûd-u bilhak ve bir âmir-i mutlak vardır ki, bunları ibâdete sevkedip istihdam ediyor.

Hem bak bütün mevcûdâta, hususan zîhayat olanlara.. herbirinin gayet kesretli ve gayet mütenevvi' ihtiyacâtı var ve vücûd ve bekàsına lâzım pek kesretli muhtelif matlûbları var; en küçüğüne elleri ulaşamaz, kudretleri yetişmez. Hâlbuki o hadsiz matlabları, ummadığı yerden, vakt-i münâsibde, muntazaman onların ellerine veriliyor ve bilmüşâhede görünüyor.

İşte, şu mevcûdâtın bu hadsiz fakr ve ihtiyacâtı ve bu fevkalâde iânât-ı gaybiye ve imdâdât-ı Rahmâniye bilbedâhe gösterir ki: Bir Ganiyy-i Mutlak, Kerîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak olan bir Hâmî ve Râzıkları vardır ki; herşey ve her zîhayat, Ondan istiâne eder.. meded bekliyor. Ma'nen ﴾ وَ اِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ﴿ der.

O vakit akıl, “Âmennâ ve saddaknâ!” dedi.

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.