İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 22 / 231
22

söylüyorsunuz.” Sonra baktık, “Mi'râc”ın tashihi aynı kelimeye geldiği gibi, “Ondokuzuncu Mektûb”un tashihi de, aynı kelime üzerindedir. Biz hazır olanlar şübhemiz kalmadı ki, yedi yaşında Meliha’nın yedi çocuk bahsine tevâfuku ve bu iki kısım musahhihlerin aynı kelimede ittifakları, o Mu'cizât-ı Ahmediye bahsinin bir kerâmetinin bir şuâıdır.

Yine Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın mektûbuyla münâsebetdâr üçüncü bir tevâfuk:

Milas’tan gelen ve oraya gönderilen kitapların listesini bir sebebe binâen saklamak lâzım gelmişti. Üstadım, bu listeyi saklamak için bana verdiğini biliyormuş. Bir gün o listeye lüzum olacağını düşünerek, benden isteyecekti. Fakat istememişti. O gece kalkar o listeyi seccadesinin yanında görür, hayret eder. Bu, saklandığı yerden çıkıp, nasıl burada bulunsun! Sabahleyin benden soruyor. “Ben getirmedim, haberim yok” dedim. Zâten gece yanına çıkmamıştım. Bunda bir mânâ var. Biz düşündük, aynı gün Milas’tan listeye göre kitab istemeye bir hak kazanmak için, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, Mısır azîzi Mukavkıs’e yazdığı mektûb, eski Mısırlılara ait kitaplar içinde bulunarak İstanbul’a gönderilmiş. Bu mektûbun fotoğrafla alınan aynının bir sûreti, o gecenin gündüzünde bize geldi, o geceki liste hâdisesine tevâfuk etti. Bunda şübhemiz kalmadı ki, saklı olan o listenin kendi kendine orada bulunması, bu mektûb-u Nebeviyenin gelmesine bir istikbâl ve bir işâret idi.

İşte o günlerde Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm rüyada Risale-i Nurla münâsebetdâr görülmesi ve mektûb da aynı vakitte gelmesi, o günlerde te'lif edilen hastalara ait yirmibeş devâ-yı maneviyeyi beyân eden “Yirmibeşinci Lem'a” ve iktisada ait “Ondokuzuncu Lem'a” ve onların akabinde ihtiyarlara ait yirmialtı ricâyı beyân eden “Yirmialtıncı Lem'a”nın te'lif zamanlarına tevâfuk etmesi şübhe bırakmıyor ki; Bu üç risale, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın makbûliyetine mazhar olmuş.

Yine Risale-i Nurla münâsebeti tahakkuk eden hâdiselerden birisi de şudur ki, Risale-i Nurun Isparta’ya medâr-ı bereket olduğunu çok emârelerle gördük ve görüyoruz.

Ezcümle: Şükrü Efendi hem kendi köşkünü, hem merhum kardeşi Nuri Efendinin köşkünü Risale-i Nurun ders ve te'lifine verdiği bir zamanda onun şehirdeki evine muttasıl büyük bir haliçe binası ateş aldı. Bütün o büyük bina yandığı hâlde, Şükrü Efendi’nin evine sirâyet etmedi, hattâ yanan haliçe binasının müştemilâtından olup, haliçe binası ile Şükrü Efendi’nin hânesine bitişik olan ahşap odunluk dahi yanmadı. Bu vaziyeti gören herkes hayret içinde kaldı. Fakat Risale-i Nur ile alâkaları olanların

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.