Bunlardı o Peygamberin ashâbı ve âl’i,
Dünyada ve ukbâda da hem şânları àlî.
Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur'ân,
Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan!
Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı,
Merkebleri yeller gibi Düldüldü, Burâktı.
Bir cezbe-i “Yâ Hayy!” ile seller gibi aktı,
A'dâya varıp herbiri şimşek gibi çaktı.
Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar,
Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar.
Bunlardı mübârek yüce cem'iyet-i şûrâ,
Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübrâ.
Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisrâ,
Bunlarla ziyâdâr o karanlık koca sahrâ.
Bunlardı veren; hasta, alîl gözlere bir fer,
Bunlardı o tarihe geçen şânlı gazanfer.
Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habîbin,
Her ân görünür gözlere ondan nice yüzbin.
Nur altına girmiş bulunan türlü cemâat,
Hem buldu bekà, hem de bütün gördü adâlet.
Derhâl açılıp gök yüzü hem parladı ol nurdan gelen Risalei'n-Nur,
Hallâk-ı Rahîm eyledi mahlûkunu mesrûr.
Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz,
Bir neş'e duyup sustu biraz ağlayan o göz.
Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden,
Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden.
