Nur derdi için tahtını terkeyledi Edhem,
Bir başkasının tahtı olur derdine merhem.
Çok şahs-ı velî, nur ile hem etti kanâat,
Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu kerâmet.
Her hepsi de pervânesi, üftâdesi nurun,
Her hepsi muammâ, gücü yetmez bu şuûrun.
Şakk etti kamer, Fahr-i Beşer, ol Yüce Server,
Her yerde ve her ânda onun nuru muzaffer.
Kur'ândı kavli, nurdu yolu, ümmeti mutlu,
Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu.
Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser,
Ol Sûre-i Kevser, dedi a'dâsına “ebter!”
Ol Şems-i Ezelden kaçınan ol kuru başlar,
Gayyâ-i Cehennemde bütün yakmış ateşler.
Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes,
Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes!
İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş’ten,
Feyz almak için doğmuş olan şânlı güneşten.
Ol kevser-i Ahmed’den içip herbiri tas tas,
Olmuştu o gün sanki mücellâ birer elmas.
Ol başlara tâc, derde ilâç, mürşid-i âlem,
Eylerdi nazar bunlara nuruyla demâdem.
Bunlardı o a'dâyı boğan bir alay arslan,
Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban.
Bunlardan o gün ehl-i nifâk cümle kaçardı,
Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı.
