İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 16 / 231
16

Birincisi: Hazret-i Mevlâna, zülcenâheyndir. Yani hem Kàdirî, hem Nakşî tarîkat sâhibi iken, Nakşîlik Tarîkatı onda daha gâlibdir. Üstadım, bil'akis, Kàdirî meşrebi ve Şâzelî mesleği onda daha ziyâde hükmediyor.

Ben Üstadımdan işittim ki: “Hazret-i Mevlâna (K.S.) Hindistan’dan Tarîk-ı Nakşîyi getirdiği vakit, Bağdat dâiresi, Şah-ı Geylânî’nin (K.S.) ba'de'l-memât hayatta olduğu gibi tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlâna’nın (K.S.) ma'nen tasarrufu cây-i kabûl göremedi. Şah-ı Nakşibend’le (K.S.) İmâm-ı Rabbânî’nin (K.S.) rûhâniyetleri Bağdat’a gelip Şah-ı Geylânî’nin ziyaretine giderek ricâ etmişler ki: Mevlâna Hâlid (K.S.) senin evlâdındır, kabûl et. Şah-ı Geylânî (K.S.) onların iltimasını kabûl ederek Mevlâna Hâlid’i kabûl etmiş. Ondan sonra birden Mevlâna Hâlid (K.S.) parlamış. Bu vâkıa ehl-i keşifçe vâki ve meşhûd olmuştur. O hâdise-i rûhâniyeyi o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşâhede etmiş, bazı da rüya ile görmüşler.” (Üstadımın sözü burada tamam oldu.)

İkinci Fark: Şudur ki: Üstadım kendi şahsiyetini merciiyetten azlediyor, yalnız Risale-i Nuru merci' gösteriyor. Hazret-i Mevlâna’nın (K.S.) şahsiyeti ise, kutbu'l-irşâd, merci'ü'l-hàs ve'l-âmm olmuştur.

Üçüncü Fark: Hazret-i Mevlâna (K.S.) Zü'l-ecnihadır. Fakat zamanın muktezâsıyla, Sünnet-i Seniyeye çok kuvvet vermekle beraber –ilm-i tarîkatı esâs tutmak cihetiyle– tarîkatı daha ziyâde tutmuş, o noktada sarf-ı himmet etmiş. Üstadım ise, şu dehşetli zamanın muktezâsıyla, ilm-i hakikati ve hakàik-ı îmâniye cihetini iltizam ederek tarîkata üçüncü derecede bakmışlar.

Elhâsıl: Baştaki hadîs-i şerîfin “Her yüz sene başında dini tecdîd edecek bir müceddid gönderiyor.” va'd-i İlâhîsine binâen, Hazret-i Mevlâna Hâlid, ekser ehl-i hakikatçe bin ikiyüz senesinin, yani onikinci asrın müceddididir. Mâdem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevâfuk ederek Risale-i Nur eczâları aynı vazifeyi görmüştür; kanâat verir ki, nass-ı hadîsle Risale-i Nur, tecdîd-i din hususunda bir müceddid hükmündedir. Benim Üstadım dâima diyor ki: “Ben bir neferim, fakat müşîr hizmetini görüyorum. Yani: Kıymet bende değil, belki Kur'ân-ı Hakîmin feyzinden tereşşuh eden Risale-i Nur eczâları, bir müşîriyet-i maneviye hizmetini görüyor.” Üstadımı kızdırmamak için şahsını senâ etmiyorum.

Şamlı Hâfız Tevfik ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.