İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 85 / 218
85

﴾ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿ lafzında hem adâlete, hem nübüvvete işâret var. Çünkü, onsekiz bin âlemin zerreden ve zerrelerden, sineklerden tut, tâ bin defa zeminden büyük seyyâreler ve yıldızlara kadar gayet mükemmel bir muvâzene, bir intizam, bir mükemmel terbiye, gayet mükemmel bir adâlet-i kübrâyı gösteriyor.

Nübüvvete işâreti ise: Mâdem nev'-i beşerin fıtrî kuvvelerine sâir hayvanat gibi had konulmamış, ondan tecâvüzât çıkmış. Hem insan; maddî olduğu gibi, maneviyat cihetinde de bütün kâinâtla alâkadar olmasından, hilkat-i kâinâttaki hikmet-i àliye-i beşeriyeti, nizâm ve intizam altında olan çekirdek hükmünde olan isti'dâdâtı, inkişaf ettirmekle emânet-i kübrâ vazifesini yapmak cihetiyle nübüvvet zarûrîdir ki: ﴾ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿ deki عَالَمِينَ içindeki yüksek makamını bulabilsin ve halife-i zemin olup melâikeye rüchâniyetini gösterebilsin.

Ve ﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ ﴿ cümlesi ise, haşri tasrîh ediyor. Çünkü: ﴾ يَوْمِ الدِّينِ ﴿ yani, din günü ve ceza günü ve maneviyat günü demek. Nasıl dünya; maddiyât ve maddî harekâtın ve amellerinin günüdür. Elbette o harekâtın neticelerini ve o hizmetlerinin ücretlerini ve o maneviyatın semerâtlarını belki o fâniyât ve zâilâtın bâkî ve dâimî eserlerini ve âlem-i misâl sinemasıyla ve fotoğrafıyla alınan umum o fâniyât ve zâillerin sahife-i amellerini gösterecek ve neşredecek bir gün gelecektir diye ifâde ediyor.

Bismillâh, Elhamdülillâh cümleleri gibi Kur'ân’da ekserî yerlerinde böyle dört unsur-u esâsiye içinde görünebilir. Meselâ: ﴾ اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ﴿ bir sadef gibi bu dört cevâhir içindedir. Dikkat etsen görürsün. “Biz sana verdik Kevser’i.” Yani, Zât-ı Zülcelâl’in seni nübüvvetle ve maddî-manevî te'min-i adâletle müşerref ettiği gibi, Cennette Kevser’i ihsân ediyor.

Ey sâil! Pek uzun hakikati kısa kesip bu üç misâli minvâl ve mekik yap; üstünde o münâsebât ve işârâtı dokumaya başla. Biz de şimdi Bismillâh’dan başlıyoruz. İzâhı, tafsîli Risale-i Nur ve Birinci Söz ve Besmele Lem'asına ve sâir Risale-i Nurdaki Bismillâh’ın hakikatlerine dair hüccetlerine havâle edip, yalnız nazm itibariyle küçük bir îmâ ederiz. Şöyle ki:

Bismillâh güneş gibidir. Başkalarını tenvir ettiği gibi, kendini de gösteriyor. Her nefes ve her dakika rûhlar ona hava ve su gibi muhtaç olduğundan onun hakikatini herkesin rûhu hisseder. Kalb ve hayâl bilmese de ehemmiyeti yok. Onun için beyân ve ta'riften müstağnîdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.