İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 137 / 218
137

muhâbere dahi hiçbir cihette hakîki peygamberle muhâbereye yetişemeyeceğinden yeni ahkâm-ı şer'iyeye medâr-ı ahkâm olamaz.

Evet, dinden gelmeyen, belki felsefenin hassâsiyetinden gelen celb-i ervâh da; hem hilâf-ı hakikat, hem hilâf-ı edeb bir harekettir. Çünkü a'lâyı illiyînde ve kudsî makamlarda olanları esfel-i sâfilîn hükmündeki masasına ve yalanların yeri olan oyuncak tahtasına getirmek tam bir ihanettir ve bir hürmetsizliktir. Âdeta bir pâdişahı kulübeciğine çağırıp getirmek gibidir. Belki ayn-ı hakikat ve edeb ve hürmet ve istifade odur ki, Celâleddin-i Süyûtî, Celâleddin-i Rûmî ve İmâm-ı Rabbânî gibi zâtların seyr ü sülûk-u rûhânileri gibi seyr ü sülûk ile yükselerek o kudsî zâtlara yanaşmak ve istifade etmektir.

Rüya-yı sâdıkada ervâh-ı habîse ve şeytan, peygamber sûretinde temessül edemez. Fakat celb-i ervâhta; ervâh-ı habîse, belki peygamberin lisânen ismini kendine takıp, Sünnet-i Seniyeye ve Ahkâm-ı Şer'iyeye muhâlif olarak konuşabilir. Eğer bu konuşması şerîatın ahkâmına ve Sünnet-i Seniyeye muhâlif ise, tam delildir ki, o konuşan ervâh-ı tayyibe değildir. Mü'min ve Müslüman cinnî de değildir. Ervâh-ı habîsedir. Bu şekilde taklid ediyor.

Sâniyen: Şimdi Nur talebeleri böyle mes'elelerde derse muhtaç değildirler. Risale-i Nur, herşeyin hakikatini beyân etmiş. Başka izâhata ihtiyaç bırakmamış. Risale-i Nur onlara kâfîdir. Fakat Nur talebesi olmayanların aynı muhâberede; ahkâm-ı şerîat ve Sünnet-i Seniye esâsâtına muhâlif telkinâtı dinlememeleri lâzım ve elzemdir. Yoksa büyük hatâ olur.

BİR İHTAR: Bu mektûbdaki rûhlarla muhâbere mes'elesine karşı edilen şiddetli tenkid; Ecnebîden fen ve felsefeden ve manyetizma ve ispirtizmadan gelen ve manevî bir şekli giyen bir meşrebe karşıdır. Yoksa İslâmiyetten ve tasavvuf ve ehl-i tarîkattan gelen ve bir derece rûhlarla muhâbereye benzeyen ve nâehillerin girmesiyle bir derece sû-i istimâl edilen ve pek az olan bir kısım sofuların sofîliğine karşı değildir. Gerçi onlarda da bir cihette bazılara zarar olabilir. Fakat öteki gibi hiçbir cihette aldatıcı değil ve İslâmiyete hiçbir cihette zarar niyeti yok. Hem o ecnebîden gelen meşreb ise, hem tarîkat ve hem İslâmiyet aleyhinde olduğu gibi o sofuların mesleğini de sukùt ettirmeğe çalışıyor. Ve âdileştiriyor. Ehl-i tasavvufun zaîf ve tam sünneti yerine getirmeyen kısmı dikkat etsinler, kendilerini onlara benzetmesinler.

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.