Birinci Nümûnesi: Nurlarla şiddetli alâkası bulunan birkaç hàs kardeşimizin nazarını, fikrini, başka tarafa çevirmek veya zevkli ve rûhâni bir meşreb ile meşgul edip, hizmet-i îmâniyeye karşı zaîfleştirmek için bazı şahıslar ispirtizma denilen ölülerle muhâbere nâmı altında cinnîlerle muhâbere etmek gibi hattâ bazı büyük evliyâlarla, hattâ peygamberlerle güyâ bir nev'i konuşmak gibi eski zamanda “kâhinlik” denilen, şimdi de “medyumluk” nâmı verilen bu mes'ele ile bazı kardeşlerimizi meşgul ediyorlar. Hâlbuki:
Bu mes'ele, felsefeden ve ecnebîden geldiği için ehl-i îmâna çok zararları olabilir. Ve çok sû-i istimâlâta menşe' olmakla beraber içinde bir doğru olsa on yalan karışıyor. Çünkü, doğruyu ve yalanı tefrik edecek bir mehenk, bir mikyâs olmadığından ervâh-ı habîse ve şeytana yardım eden cinnîlerin bu vesile ile hem onun ile meşgul olanın kalbine ve hem de İslâmiyete zarar vermek ihtimali var. Çünkü: Maneviyat nâmına hakàik-ı İslâmiyeye ve akîde-i umumiyeye muhâlif ihbarât oluyor. Ervâh-ı habîse iken kendilerini, ervâh-ı tayyibe zannettirip belki, kendilerine bazı büyük velîler nâmını verip İslâmiyetin esâsâtına muhâlif sözlerle zarar vermeye çalışabilirler. Hakikati tağyîr edip, sâfdilleri tam aldatabilirler.
Meselâ: Nasıl ki güneş, bir küçük cam parçasında ziyâsıyla, harâretiyle, şekliyle görünüyor. Fakat, o küçücük camın içindeki güneşin o küçücük timsâli, kendi nâmına eğer konuşsa ve dese: Benim ziyâm dünyayı istilâ ediyor. Benim harâretim herşeyi ısıtıyor. Ve küre-i arzdan bir milyon defadan daha büyüğüm dese, ne derece hilâf-ı hakikat olduğu anlaşılır.
Aynen bu misâl gibi; bir peygamber, güneş gibi hakîki makamında iken o ispirtizmanın veyâhut medyumluğun cam parçası hükmündeki isti'dâdına göre bir cilvesinin tezâhürü, o hakikat nâmına konuşamaz. Eğer konuşsa yüz derece muhâlif olur. İspirtizmanın veya medyumluğun o mazhardaki cüz'î cilvesi, vahyin mazharı olan o manevî güneşin kudsî mâhiyetine hiçbir cihetle kıyâs olamaz. Çünkü: Esfel-i sâfilîndeki bir cam parçası ma'nen a'lâ-yı illiyînde olan o manevî güneşin hakikatini yanına getiremez. Getirmeye çalışmak da hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Ancak onun makamına karîb olmak için, Celâleddin-i Süyûtî ve bir kısım evliyâlar gibi seyr ü sülûk ile terakkî ederek o manevî güneşin sohbetine mazhar olunur. Fakat böyle terakkî, Risale-i Nurun isbât ettiği gibi, peygamberin velâyetiyle bir nev'i sohbeti.. kendi derecelerine göre ve kendi isti'datları derecesinde olur.
Fakat Nübüvvet hakikati, velâyetten ne derece yüksek ise, ispirtizma vâsıtasıyla veyâhut terakkiyât-ı rûhiye cihetiyle mazhar olunan sohbet ve
