anarşik fikirlerini o hürriyet-i vicdân ve fikir bahânesiyle neşr eder de; fakat bir İslâm Âlimi o hürriyet-i fikir düsturuna istinâden bin yıldan beri İslâmiyetin serdarı olmuş bir millet içinde ve o milletin bin yıllık an'anesine, kanunlarına ittibâ' ederek ve yine o milletin saâdeti uğrunda, ahlâk ve nâmusun muhâfazası yolunda dinî bir ders beyân etmesi lâikliğe aykırıdır diye suçlu gösterilir, devletin nizâmlarını dinî inançlara uydurmak istiyor diye mahkûr gösterilir. Biz böyle bir gayr-ı mümkünün, mümkün olmasına ihtimal vermiyoruz. Adâletin buna müsâade etmeyeceğini şübhesiz biliyoruz.
Hakikat-i hâlde, geçen mahkemelerin berâetler vererek tamamen iâde ettikleri Risale-i Nurun 130 parçasından bir parçası olan Gençlik Rehberi, vatan ve milletin saâdetinde en birinci vesilelerden birisidir. O eserleri okuyup, onların dersleriyle sefâhet ve dalâletin girdablarından kurtulduklarını mahkemelerde söyleyen yüzler Nur talebeleri ve şimdi bizzat o eserlerle vatan ve millete nâfi' bir uzuv hâline geldiklerini hayatlarıyla ve hizmetleriyle isbât eden binler Türk gençleri bizler, o asılsız isnâdları, o müfterilerin yüzlerine çarpıyoruz.
Hakikaten ne kadar acıdır ki: Âsâyişin te'minine, ahlâkın muhâfazasına vesile olmuş, adliyeye ve zâbıtaya binler faydası bulunmuş bir eser, bugün hakikatin tamamen aksine olarak suçlu gösterilip zararlı tevehhüm edilmek isteniyor. Artık bu kadar bedîhî bir zıddiyet karşısında insaf ve vicdân sâhiblerinin vicdânlarına ve insaflarına havâle edip Üstadımız hakkında o ehl-i vukûfun; dini siyasete âlet ediyor demelerine mukâbil biz de diyoruz: O ehl-i vukûf, adliyeyi dinsizliğe âlet ediyor.
Bilirkişi raporunda bir isnâd da, “müellif, Risale-i Nur şahs-ı manevîsi nâmına konuşmaktadır”, “Kalbe ihtar edildi”, “Leyle-i Kadirde kalbe gelen bir mes'ele-i mühimme” gibi, bazı cümleleri ele alarak bununla şahsî nüfûz te'min etmek maksadının müellifte bulunduğudur.
Bu kadar asılsız ve mânâsız bir isnâd karşısında insan, o bilirkişi nâmını alanların bilirkişi mâhiyetinden tamamen uzak olduklarına hükmedip, o cehâletleri ve o vukûfsuzlukları karşısında hayrette kalıyor. Hiç olmazsa, ehl-i vukûf, hürmeten bu ciheti dikkatle mütâlaa etseydiler, kendileri bu derece cehâlet deresine atılmaktan belki bir derece kurtulurlardı. Bu asılsız isnâda karşı evvelâ: Bütün Risale-i Nur eserleri ve mektûbları ve Üstadımızın bütün hayatı en kat'î delildir ki: O azîz zât bütün gayretini, bütün hizmetini hak uğrunda ve yalnız hak için yapmış ve yalnız Hakk’ın hatırı için konuşmuş. O sûretâ ehl-i vukûf, Nur Külliyatından yalnız küçük bir cüz'ünü okumakla ve dinsizlikte taassub göstererek illâ ki bir suç isnâd edebilmek için bu iftirayı savurmuşlar. Hâlbuki: O azîz zât,
