İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 105 / 218
105

Veyâhut bütün kâinâta hükmü geçen ve bütün nurlar, onun “Nur” isminden feyz alan ve “Nure'n-Nur” ve “Hàlıka'n-Nur” ve “Müdebbire'n-Nur” olan Kadîr-i Zülcelâl’in ve Allâmü'l-Guyûb’un ve Alîm-i Mutlak’ın kudreti ile ve hikmeti ile olacak. İşte bu iki nümûneye kıyâsen hadsiz nümûneler var.

İşte اَلطَّيِّبَاتُ لِلّٰهِ bütün kâinâttaki nurları, güzellikleri, tayyibeleri ve kelimât-ı tayyibeleri ve hayırları ve kemâlâtları Zât-ı Zülcelâl'e; nur unsuru diliyle kâinât takdim ettiği gibi, netice-i hilkat-i kâinât ve sebeb-i hilkat-i âlem olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm dahi –nâmlarına– meb'ûs olduğu kâinâttaki bütün mevcûdât hesabına, Mi'râc Gecesinde o küllî mânâ ile اَلطَّيِّبَاتُ لِلّٰهِ demiş.

Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm biadedi zerrâti'l-enâm) bu dört kelimât-ı cemîleyi selâm yerinde söyledikten sonra –Risale-i Nurda izâh edildiği gibi– Cenâb-ı Hak اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ demesiyle, bütün ümmeti öyle diyeceklerine işâret ve manevî emir ve fermân ve kabûl hükmünde mukàbele etmiş. Birden Peygamber اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلٰى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ demekle, o kudsî selâmı hem kendine, hem ümmetine, hem bütün kendinden evvelki emsâllerine ta'mîm edip, küllî ve umumî bir selâm sûretinde gösterip; bütün mahlûkatın meb'ûsu olması noktasında onlara da o selâmı teşmîl etmiş.

Ümmeti ise her namazda اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ demeleri, o selâm-ı İlâhîdeki emir ve fermâna bir imtisaldir.

Hem, ona karşı bîat etmektir. Ve her gün bîatını yani memuriyetini kabûl ve getirdiği fermânlara itâatlerini tecdîd ve tazelemektir.

Hem, risaletini bir tebriktir.

Hem, umum Âlem-i İslâm her gün bu kelime ile onun getirdiği saâdet-i ebediye müjdesine karşı bir teşekkürdür.

Evet, her insan, kendi vücûdunun mahvolması ile müteellim olduğu gibi; hânesinin harâb olması ile de elem çekiyor. Ve vatanının bozulması ile gayet müteessir oluyor. Ahbabının firâk ve vefâtıyla derinden derine kalbi acıyor. Dünya kadar büyük, hàs ve hususî dünyasının zevâl ve firâk ve âhirde tamamen mahvolmasını düşünmesi, manevî bir Cehennem gibi rûhunu ve vicdânını yandırıyor.

İşte, aklı başında herbir adam rûhsuz, kalbsiz, akılsız olmamak şartiyle bilecek ki: Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Mi'râc

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.