İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 102 / 218
102

اَلتَّحِيَّاتُ لِلّٰهِ der. Yani: “Ezelden ebede kadar bütün zîhayatların hayat hediyeleri Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’a hàstır.”

Sonra herkesin hususî dünyasındaki gibi, benim de hususî dünyamın ikinci unsuru olan “su” unsuru dahi, küllî bir lisân olarak bütün zerrâtı ile, hususan zîhayatların menşe’lerine ve yaşamalarına hizmetleri noktalarında, trilyonlar, katrilyonlar adedince اَلْمُبَارَكَاتُ kelime-i mübârekesini lisân-ı hâl ile kâinâtta neşrediyor.

Çünkü, suyun katrelerinin gördüğü vazifeler, hususan nutfelerin ve çekirdeklerin ve tohumların intibâhında ve uyanıp vazife-i fıtriyelerine mazhar olmakta ve gayet acîb ve güzel ve hàrika o küçücük mahlûkların ve yavruların büyük ve gayet intizamlı ve mükemmel vazifelere mazhariyetlerini bütün zîşuûra tebrik ile “Bârekallâh!” dediren ve hadsiz “Bârekallâh, Mâşâallâh!” dedirmeğe vesile olmağa lâyık olan o mübâreklerin o vaziyetleri, o su unsurunun herbir zerresinin binler Eflâtun kadar ilmi ve binler Hakîm-i Lokman kadar hikmeti ve irâdesi bulunmak lâzımdır. Bu ise, suyun zerrâtı adedince muhâldir. Öyle ise bir Kadîr-i Zülcelâl’in ve bir Rahmân-ı Rahîm’in hadsiz kudret ve rahmet ve hikmet ve irâdesiyle o mübâreklerin, o hadsiz mu'cizâta mazhariyetleri cihetinde bütün o mübârekler adedince اَلْمُبَارَكَاتُ لِلّٰهِ kelimesini külliyetiyle söylediklerinden, bütün mahlûkat nâmına, Mi'râc Gecesinde, netice-i hilkat-i âlem olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm: اَلْمُبَارَكَاتُ لِلّٰهِ demiş. Yani: “Bütün bu medâr-ı tebrik ve mâşâallâh ve bârekallâh dediren bütün hâletler ve san'atlar Zât-ı Zülcelâl’in kudretine mahsûs olduğundan, bütün o hadsiz اَلْمُبَارَكَاتُ لِلّٰهِ leri Cenâb-ı Hakk’a huzuru ile hediye ediyor.”

Sonra, herkesin hususî dünyasındaki “hava” unsuru dahi bir hüve kadar, herbir avuç havadaki herbir zerre, mazhar oldukları santrallık, âhize ve nâkilelik vazifeleri içinde bütün duâları ve salavâtları ve ricâları ve ibadetleri ifâde eden اَلصَّلَوَاتُ لِلّٰهِ cümlesini lisân-ı hâlleriyle dedikleri için; hava unsuru küllî bir lisân olarak o hadsiz kelimâtlarını katrilyonlar belki kentrilyonlar adedince söyleyerek Sâni'lerine, Hàlıklarına takdim ettiklerinden onların nâmlarına o küllî mânâ ile Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü

Vesselâm Cenâb-ı Hakk’a اَلصَّلَوَاتُ لِلّٰهِ diye takdim etmiştir. Yani: “Bütün duâlar ve ihtiyaçtan gelen ricâlar ve ni'metten çıkan şükürler ve ibâdetler ve namazlar, Hàlık-ı Külli Şey’e mahsûstur.”

Çünkü Hüve Nüktesi’nin hâşiyesinde denildiği gibi: Ya, hüve kadar bir avuç havanın herbir zerresi, umum dilleri bilecek ve söyleyenlerin yerlerini

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.