mübârek şecere-i kudsiyesi olan Kur'ânın basamakları olan Ulûm-u Arabiyeyi tedrîse başladığı aynı tarihe tam tamına tevâfuk ederek remzen bakar.
İşte bu kadar mânidâr ve müteaddid tevâfukât-ı Kur'âniyenin ittifakı yalnız bir emâre, bir işâret değil, belki kuvvetli bir delâlettir. Belki elektrik ile beraber Resâili'n-Nura münâsebet-i maneviyesiyle bir tasrîhtir. Bu âyetin münâsebet-i maneviyesinin letâfetlerinden bir letâfeti şudur ki: İhbar-ı gayb nev'inden mu'cizâne hem elektriğe, hem Risalei'n-Nura işâret ettiği gibi, ikisinin zuhûrlarına ve zaman-ı zuhûrlarından sonraki tekemmül zamanlarına ve hilâf-ı âdet vaziyetlerini çok güzel gösteriyor.
Meselâ, ﴾ زَيْتُونَةٍ لاَ شَرْقِيَّةٍ وَلاَ غَرْبِيَّةٍ ﴿ cümlesi der: “Nasıl ki elektriğin kıymetdâr metâ'ı, ne şarktan, ne de garbdan celbedilmiş bir mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semâvât tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerden aramağa lüzum yoktur.’’ der. Öyle de, manevî bir elektrik olan Resâili'n-Nur dahi ne şarkın ma'lûmâtından, ulûmundan; ve ne de garbın felsefe ve fünûnundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki, semâvî olan Kur'ânın şark ve garbın fevkındeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.
Hem meselâ: ﴾ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ ﴿ cümlesi, mânâ-yı remziyle diyor ki: “Onüçüncü ve ondördüncü asırda semâvî lambalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır.” Yani, bin ikiyüz seksen tarihine yakındır. İşte, bu cümle ile nasıl ki elektriğin hilâf-ı âdet keyfiyetini ve geleceğini remzen beyân eder. Aynen öyle de; manevî bir elektrik olan Resâili'n-Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu hâlde, külfet-i tahsile ve derse çalışmağa ve başka üstadlardan taallüm edilmeğe ve müderrisînin ağzından iktibas olmağa muhtaç olmadan herkes derecesine göre o ulûm-u àliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder. Muhakkìk bir âlim olabilir.
Hem işâret eder ki; Resâili'n-Nur müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur.
Evet bu cümlenin bu mu'cizâne üç işârâtı elektrik ve Resâili'n-Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattir. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hemşehrileri bilirler ki, İzhâr kitabından sonraki medrese usûlünce onbeş sene ders almakla okunan kitapları Resâili'n-Nur müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş. Hem, nasıl ki bu cümlenin manevî münâsebet cihetinde kuvvetli ve letâfetli işâreti var; öyle de cifrî ve ebcedî tevâfukuyla hem elektriğin zaman-ı zuhûrunun kurbiyetini,
