İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 51 / 231
51

“Senin dinin ve İslâmiyetin ve Kur'ânın ve ehl-i hak ve hakikatin cebbâr düşmanları olan dünya-perest ve dünyanın menfaati için mukaddesâtı çiğneyen o ashâb-ı dünyaya senin Rabbin nasıl tokatlarla cezalarını verdiğini görmüyor musun? Gör, bak!” diye mânâ-yı işârîsiyle, bu cümle aynen makam-ı cifrîsiyle tam bin üçyüz ellidokuz tarihiyle aynen âfât-ı semâviye nev'inde semâvî tokatlarla İslâmiyete ihanet cezası olarak diye mânâ-yı işârî ifâde ediyor. Yalnız “Ashâbu'l-Fîl” yerinde “Ashâbu'd-Dünya” gelir. “Fîl” kalkar “Dünya” gelir (Hâşiye-1) [^1] .

[^1]:(Hâşiye-1) Bu “fîl” lafzı kalkmasının sırrı, eski zamanda dehşetli Fîl-i Mahmûdî azametine, heybetine dayanmış, hücum etmişler. Şimdi ise, dünya servetine ve malına ve o servetle havada ve denizde filolar teşkil edip o fîl gibi filolarla nev'-i beşeri esâret altına almış ve Avrupa medeniyetçileri, medeniyetin mehâsiniyle, iyilikleriyle menfaatleriyle değil, belki medeniyetin seyyiâtıyla ve sefâhetiyle ve dinsizliğiyle üç-yüz elli milyon Müslümanların her taraf ta hâkimiyetlerini imha edip istibdâdına serf ürû etmiş ve bu musîbet-i semâviyeye sebebiyet vermiş. Ve dünyaperest gaddâr zâlimlere zulümlerine ceza olarak tokatlar gelmeğe ve fakir ve masûmlar ve mazlumlara, fânî mallarını ve hayatlarını âhiretlerine çevirmek ve kıymetdâr eylemek ve dünyadaki günahlarına keffâretü'z-zünûb etmeğe Kader-i İlâhîye fetvâ verdiler. Şimdi yedi senedir, dünya-perestlerin bu musîbette vaziyetlerini ve sefâhetlerini ve harb-i umumî sahifelerini kat'iyyen bilemiyorum. Fakat iki sene evvelki vaziyetleri, bu sûre-i kudsiyenin mânâ-yı işârî tabakasından gelen tokatlar, tamı tamına onların başlarına iniyorlar ve sûrenin bir mânâ-yı işârîsîni tam tefsir ediyor.

Tahlil: ﴾ تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ ﴿ :iki ت sekizyüz; iki ر dörtyüz; iki م, bir ب , bir ح , bir ى yüz; tenvin –vakf olmadığından nundur– elli; bir هـ bir ج , bir ا dokuz; mecmûu bin üçyüz ellidokuz. ﴾ ض : ﴿ فِى تَضْلِيلٍ sekizyüz, ت dörtyüz, ف seksen, iki ى yirmi, iki ل altmış , tenvin –vakfa rastgelmiş– sayılmaz; yekûnu bin üçyüz altmış. ﴾ اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ ﴿ : iki ر , bir ت sekizyüz; iki ف , iki ك ikiyüz; iki ل , bir م yüz; bir ع , bir ص yüz altmış; dört ب , üç ا , bir ى , bir ح yirmidokuz; ﴾ اَلْفِيلِ ﴿ yerine gelen اَلدُّنْيَاdaki iki د , bir ا dokuz; bir ن elli; bir ى , bir ا , bu yekûn bin üçyüz ellidokuz; okunmayan elif sayılmazsa, bin üçyüz ellisekiz eder. Hem arabî, hem rûmî tarihiyle bu semâvî tokatların, ayrı ayrı çeşitlerinin zamanlarına tevâfukla parmak basıyor (Hâşiye-2). [^2]

[^2]:(Hâşiye-2) Evet, bu tokattan, pür-şer beşer, şirkten şükre girmezse ve Kur'âna tarziye vermezse, melâike elleriyle de ahcâr-ı semâviye başlarına yağacağını, bu sûre bir mânâ-yı işâriyle tehdid ediyor.Kardeşiniz Said Nursî

∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.