ve çürütmekten ictinâben Risalei'n-Nur şâkirdleri; bu mezkûr beş esâsa binâen, muârızlara hiddet ve tehevvürle ve mukàbele-i bilmisil ile karşılamamalı, yalnız kendilerini muhâfaza için musâlahakârâne medâr-ı i'tirâz noktaları izâh etmek ve cevab vermek gerektir. Çünkü bu zamanda enâniyet çok ileri gitmiş, herkes kàmeti mikdarında bir buz parçası olan enâniyetini eritmiyor, bozmuyor, kendisini mâzûr biliyor. Ondan nizâ' çıkıyor, ehl-i hak zarar eder, ehl-i dalâlet istifade ediyor.
İstanbul’da ma'lûm i'tirâz hâdisesi îmâ ediyor ki, ileride meşrebini çok beğenen bazı zâtlar ve hodgâm bazı sofî-meşreb ve nefs-i emmâresini tam öldürmeyen ve hubb-u câh vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risaletü'n-Nur ve şâkirdlerine karşı kendi meşreblerini ve mesleklerinin revâcını ve etbâ'larının hüsn-ü teveccühlerini muhâfaza niyetiyle i'tirâz edecekler. Belki dehşetli mukàbele etmek ihtimali var. Böyle hâdiselerin vukû'unda bizlere îtidâl-i dem ve sarsılmamak ve adâvete girmemek ve o muârız tâifenin de rüesâlarını çürütmemek gerekir.
Fâşetmek hâtırıma gelmeyen bir sırrı fâşetmeğe mecbur oldum. Şöyle ki:
Risale-i Nurun şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsîl eden hàs şâkirdlerin şahs-ı manevîsi “ferîd” makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki ekseriyet-i mutlaka ile Hicaz’da bulunan kutb-u a'zamın tasarrufundan haric olduğu ve onun hükmü altına girmeğe mecbur değil. Her zamanda bulunan iki “İmâm” gibi, onu, yani kutb-u a'zamı tanımağa mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nurun şahs-ı manevîsini o imâmlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı A'zamda “kutbiyet” ve “gavsiyet”le beraber “ferdiyet” dahi bulunduğundan, âhirzamandaki şâkirdlerinin bağlandığı Risaletü'n-Nur o ferdiyet makamının mazharıdır. Gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azîme binâen, Mekke-i Mükerreme’de dahi farz-ı muhâl olarak Risale-i Nur aleyhinde bir i'tirâz kutb-u a'zamdan dahi gelse, Risalei'n-Nur şâkirdleri sarsılmayıp o mübârek kutb-u a'zamın i'tirâzını iltifat ve selâm sûretinde telâkki edip teveccühünü de kazanmak için medâr-ı i'tirâz noktaları o büyük Üstadlarına karşı izâh ile ellerini öpmektir.
Evet kardeşlerim!
Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hâdiseler içinde, hadsiz bir metânet ve îtidâl-i dem ve nihâyetsiz bir fedâkârlık taşımak gerektir.
Evet, ﴾ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ﴿ âyetinin sırr-ı işârîsiyle, âhireti bildikleri ve îmân ettikleri hâlde, dünyayı âhirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi bâkî elmasa bilerek rızâ ve sevinçle tercih etmek
