Mustafa (onüç yaşında), Ahmed Zeki (onüç yaşında), Ali (oniki yaşında), Hâfız Ahmed (oniki yaşında). Bu yaşta daha çok çocuklar var, uzun olmasın diye yazılmadı.
İşte bu masûm çocukların Risaletü'n-Nurdan aldıkları derslerinin ve yazdıklarının bir kısmını bize göndermişler, biz de onların isimlerini bir cetvelde dercettik. Bunların bu zamanda bu ciddi çalışmaları gösteriyor ki: Risaletü'n-Nurda öyle manevî bir zevk ve câzibedâr bir nur var ki; mekteblerdeki çocukları okumağa şevkle sevketmek için icâd ettikleri her nev'i eğlence ve teşviklere galebe edecek bir lezzet, bir sürûr, bir şevk Risaletü'n-Nur veriyor ki, çocuklar böyle hareket ediyorlar. Hem bu hâl gösteriyor ki: Risaletü'n-Nur kökleşiyor, inşâallâh daha hiçbir şey onu koparamayacak, ensâl-i âtiyede devam edecek.
Aynen bu masûm küçük şâkirdler gibi Risaletü'n-Nurun câzibedâr dâiresine giren ümmî ihtiyarların dahi kırk-elli yaşından sonra Risaletü'n-Nurun hatırı için yazıya başlayıp yazdıkları kırk-elli parçayı iki-üç mecmua içinde dercettik. Bu ümmî ihtiyarların ve kısmen çoban ve efelerin bu zamanda bu acîb şerâit içinde herşeye tercihen Risale-i Nura bu sûretle çalışmaları gösteriyor ki: Bu zamanda Risaletü'n-Nura ekmekten ziyâde ihtiyaç var ki; harmancılar, çitfçiler, çobanlar, yörük efeleri, hâcât-ı zarûriyeden ziyâde Risalei'n-Nura çalışmaları, Risaletü'n-Nur’un hakkâniyetini gösteriyorlar.
Bu ciltte az, sâir altı cild-i âherde masûmların ve ihtiyar ümmîlerin yazılarının tashihinde çok zahmet çektim, vakit müsâade etmiyordu. Hâtırıma geldi ve ma'nen denildi ki: Sıkılma, bunların yazıları çabuk okunmadığından, acelecileri yavaş yavaş okumağa mecbur ettiğinden, Risale-i Nurun gıdâ ve taam hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem kalb, hem rûh, hem nefis, hem his hisselerini alabilirler. Yoksa, yalnız akıl cüz'î bir hisse alır, ötekiler gıdâsız kalabilirler. Risale-i Nur, sâir ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünkü ondaki îmân-ı tahkîki ilimleri, başka ilimlere ve mârifetlere benzemez, akıldan başka çok letâif-i insaniyenin de kût ve nurlarıdır.
Elhâsıl: Masûmların ve ümmî ve ihtiyarların noksan yazılarında iki fâide var:
Birincisi: Teennî ve dikkatle okumağa mecbur etmektir.
İkincisi: O masûmâne ve hàlisâne samîmî ve tatlı dillerinden, derslerinden, Risale-i Nurun şirin ve derin mes'elelerini lezzetli bir hayretle dinlemek ve ders almaktır.
Said Nursî ∗∗∗
