hususî bakıyor. Çünkü: Âyât-ı mühimmeden Sûre-i Hûd’daki (Hâşiye) [^5] ﴾ فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَسَعِيدٌ ﴿ âyeti bulunan sahifenin karşısında ﴾ فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ ﴿ âyeti, fâ-yı atf haric olarak اِسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ makam-ı ebcedîsi bin üçyüzikidir. Demek اِسْتَقِمْ deki emr-i hàs içinde bulunan hitâb-ı âmmın hadsiz müstakîm efrâdları içinde, o bin üçyüz iki tarihinde bir ferdin bir cihette istikamet emrinin imtisali bir hususiyet kazanacak. Demek ondördüncü asırda Kur'ândan iktibas edip, istikametsiz sakîm yollar içinde Sırat-ı Müstakîmi gösterecek âsârı neşreden bir adamı, o hadsiz efrâd içinde dâhil ediyor.
[^5]:(Hâşiye) Hattâ Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) fermân etmiş ki: شَيَّبَتْنِى سُورَةُ هُودٍ yani, Sûre-i Hûd'daki ﴾ فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ ﴿ âyeti beni ihtiyarlattırdı. Çünkü, ehemmiyeti azîmdir. İstikamet-i tâmmeyi emrediyor.
Hem o istikametin bir hususiyeti var ki, tarihiyle işâret ediyor. Hâlbuki, o asırda şahsen istikamette mümtâz bir hususiyet kesbetmek çok uzaktır. Demek, şahsî istikamet değil. Öyle ise, o adamın teşebbüsüyle neşredilen esrâr-ı Kur'âniye, o asırda istikamette imtiyaz kesbedecek. O adam şahsen gayr-ı müstakîm olduğu hâlde, müstakîmler içine idhali, o imtiyaza remzeder. Mâdem hakikat budur, ben kat'î bir sûrette itiraf ediyorum ki, hayatım istikametsiz gitmiş, kalbim sakametten kurtulmamış, o kudsî emrin imtisalinden belki yüz derece uzağım. Fakat ﴾ وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ﴿ sırrıyla o ni'mete bir şükür olarak derim ki: O bin üçyüz iki tarihi ise -arabî tarih itibariyle olsa- Kur'ân okumağa başladığım aynı tarihe tevâfuk eder. Ve -rûmî tarihi hesabıyla- ilme başladığım tarihe tevâfuk eder. Öyle ise, o îmâ edilen ferd olabiliriz. Hâlbuki şahsen bütün hayatı sakîm ve istikametsiz olan bir ferde istikametle îmâ edilse ve gayr-ı müstakîm iken müstakîmler içine idhal edilse, elbette o ferdin mazhar olacağı âsârın istikametine îmâdır. Ve o âsârın istikameti, o tarihte başlayıp dalâlet yolları ve zulümât tarîkleri içinde Sırat-ı Müstakîmi gösterecek, اِسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ emrini imtisal edecek demektir. Evet, Lillâhi'l-Hamd Risale-i Nur eczâları Kur'ânın bu mu'cizâne îmâ-i gaybîsini bilfiil göstermiş, meydândadır.
Şu âyetin gizli îmâsına ﴾ اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ ﴿ âyeti te'yid ediyor. Çünkü اِنَّ deki şeddeli nun bir sayılsa, tam evvelki âyete tevâfuk ile, Hizbü'l-Kur'ân’ın fa'âliyetine vâsıta olan bir hàdiminin Kur'ân okumağa başladığı bin üçyüz iki tarihine, iki fark ile tevâfuk etmekle beraber,
