ebcedî ile üçyüz yirmibeş eder. Üstadımızın lakabı “Nursî” olduğu cihetle, “Nursî”nin makam-ı ebcedîsi üçyüz yirmialtı ediyor. Bir tek fark var. O tek eliftir. Bin mânâsında “elf”e remzeder. Demek bin üçyüz yirmibeşte Şeyh-i Geylânî'ye mensûb bir zât, Şeyh-i Geylânî tarzında hakikat-i Kur'âniyeyi müdafaa etmeye çalışacak. Hakikaten Üstadımız, bin üçyüz yirmialtı senesinde –Hürriyetin ikinci senesi– mücâhede-i maneviyeye atılmıştır.
Üçüncü Vecih: Onun iki ismi var: “Said”, “Bediüzzaman”. Bu iki ismin mecmûunun makam-ı ebcedîsi “Ez-zaman”daki şedde sayılmazsa üçyüz yirmidokuz ediyor. İki د bir sayılsa, üçyüz yirmibeş, aynen وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ deki muhâtab o olmasına işâret ediyor, belki delâlet ediyor.
Eğer “ez-zaman”daki okunmayan elif-lâm sayılsa, kaideten قَادِرِىَّ ye dahi bir elif-lâm dâhil olmak lâzım gelir. Çünkü ta'rif için, muzafun ileyh kalktıktan sonra elif-lâm lâzım gelir, o hâlde dahi müsâvî olurlar.
Dördüncü Vecih: Bu beş satırda Hazret-i Şeyh, istikbâlde bir mürîdine te'minât veriyor. قُلْ وَلاَ تَخَفْ “Korkma, sözlerini söyle” diyor. Sen şark ve garba gideceksin; çok fitnelere ve şerlere girip, umumunda esbâb-ı âdiyenin fevkınde bir tarz ile kurtularak mahfûz kalacaksın.
Evet, bu Hizmet-i Kur'âniye içindeki zât, hakikaten esâretle şarka gitti. Ve yine acîb bir esâretle Asya’nın garbında ondokuz sene kaldı. Hazret-i Şeyhin dediği gibi, çok şehirleri gezdi. Mücâhedesi Sözler’ledir. قُلْ وَلاَ تَخَفْ hükmüyle, çekinmeyerek Hazret-i Şeyhin dediği gibi yapmış. Yirmi sene zarfında yirmi fitne ve mehâlik-i azîmeye düştüğü hâlde, bir hıfz-ı gaybî ile Hazret-i Şeyhin dediği gibi mahfûz kalmış. Hem fevkalme'mûl, bir gurbet diyarında fevkalâde inâyete mazhariyeti o dereceye gelmiş ki, bir risale sırf o inâyâtın ta'dâdında yazılmıştır. Hazret-i Gavs’ın dediği gibi, biz, onun etrafında مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ fıkrasının meâlini gözümüzle görüyoruz.
Beşinci Vecih: Üstadımız kendisi söylüyor ki: “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahâli Nakşî tarîkatında ve oraca meşhûr Gavs-ı Hizan nâmıyla bir zâttan istimdâd ederken, ben akrabama ve umum ahâliye muhâlif olarak “Yâ Gavs-ı Geylânî!” derdim. Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa,
