milyon Müslüman, yüz senede İngiliz’in hem rejimini hem dinini inkâr etmişlerken kanunen adliyeleri onlara o ciheti medâr-ı mes'ûliyet yapmadığı hâlde.. hem şimdi eski parti liderleri farazâ o kumandanın üçte biri de olsalar (belki onun gibi birer kumandan idiler) benim o kumandana hadîs ile vurduğum tokadın yirmi mislini, şimdiki cerideler daha şiddetli olarak o liderlere o eski kumandanlara vurmaktadırlar. Medâr-ı mes'ûliyet tutulmuyorlar, serbest oluyorlar. Hâlbuki elli sene evvel bir hadîsin taşını atmışım. Yirmi sene sonra bir kumandan başını karşı tutmuş, başı kırılmış. Ölmüş gitmiş, alâkası hükûmetten ve dünyadan kesilmiş. Hâlbuki eski partinin liderleri meb'ûs iken veya memur iken hükûmetle alâkaları olduğu hâlde onlara gelen tecâvüz, Risale-i Nurun vurduğu tokadın on belki yüz derece ziyâde iken serbest cerideler intişar ediyor.
Amma kitaplar hakkında müsâderenin mâhiyeti: Risale-i Nurun yüz otuzüç kitabından bir tek kitabın bir-iki sahifesi o tokadı bahsetmiş. Bunun dolayısıyla yüzotuz kitabı müsâdere etmek; bir adamın hatâsıyla yüz otuz adamı cezalandırmak gibi bir acîb gaddârâne zulüm olması ve şimdi kütübhânelerde, kitapçılarda ve ellerde gezen ve hususan vatan ve din aleyhinde dinsizlerin, mülhidlerin, zındıkların, komünistlerin kitapları hattâ baştan aşağıya kadar İslâmiyet aleyhindeki Doktor Duzi’nin kitabı bazı ellerde gezmesi gösteriyor ki: Risale-i Nura karşı müsâdere, yerden göğe kadar haksız bir zulümdür, bir gadirdir.
Çünkü Risale-i Nur, ekser Âlem-i İslâmın mühim merkezlerinde bu yirmisekiz senede bu vatanda ulemâların elinde gezdiği hâlde; hiçbir âlim, hiçbir feylesof i'tirâz etmemiş. Mahkemeler ve siyâsiyyûnlar yalnız bir tesettüre, diğeri de âhirzamanda bir kumandan başına şapka koyacak ve cebren giydirecek gibi iki mes'eleye ilişmişler. Sonra da bu mes'eleler için dört-beş mahkeme o mes'eleler dahi dâhil olduğu ve berâet verildiği hâlde; o bir-iki sahife için yirmi bin sahifeyi mes'ûl ve mahkûm etmek hükmünde Risale-i Nuru müsâdere etmek aynı bu misâle benziyor:
Bir adamın bir adama haksız değil belki haklı taarruzu yüzünden ki, başkaları da onu medâr-ı mes'ûliyet görmediği ve beş mahkeme de cinayet saymadığı hâlde, o mevhûm suç ile yirmi bin adamı suçlu yapmak gibi; yirmi bin Nur sahifelerini bir-iki sahife yüzünden müsâdere ve dört buçuk sene Afyon’da hapsetmek, o taarruzun yüz mislinden daha ziyâde bir hatâdır, bir cinayettir ve bu vatana da bir sû-i kasddır.
Said Nursî ∗∗∗
