İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 94 / 218
94

ve azaptan ve Cehennemden kurtulmama ve hattâ saâdet-i ebediyeme vesile yapmama, belki hiçbir maksada kat'iyyen âlet etmekliğime gayet kuvvetli, manevî bir mâni görüyordum. Hayret, hayret içinde kalıyordum.

Acaba herkesin hoşlandığı manevî makàmâtı ve uhrevî saâdetleri a'mâl-i sâliha ile onları kazanmak ve müteveccih olmak, hem meşrû hem hiçbir cihet-i zararı olmadığı hâlde ne için böyle rûhen men'ediliyorum. Rızâ-yı İlâhî’den başka vazife-i fıtriye-i ilmiyenin sevkiyle yalnız ve yalnız îmâna hizmetin kendisi ayn-ı ücret bana gösterilmiş. Çünkü, şimdi bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi olmayan ve her gayenin fevkınde olan hakàik-ı îmâniyeyi fıtrî ubûdiyetle muhtaçlara te'sirli bir sûrette bildirmenin bu dehşetli zamanda çare-i yegânesi ve îmânı kurtaracak ve kat'î kanâat verecek, bu tarzda, yani hiçbir şeye âlet olmayan bir ders-i Kur'ânî lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalâleti kırsın ve herkese kanâat-ı kat'iyye verebilsin.

Böyle bir derse bu zamanda bu şerâit dâhilinde hiçbir şahsî ve uhrevî ve dünyevî, maddî ve manevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle kat'î kanâat gelebilir. Yoksa, komitecilikten ve cem'iyetçilikten tevellüd eden dehşetli dinsizlik şahsiyet-i maneviyesine karşı mukâbil çıkan bir şahsın en büyük bir mertebe-i maneviyesi de bulunsa, yine vesveseleri bütün bütün izâle edemez. Çünkü, îmâna girmek isteyen muannidin nefsi ve enesi diyebilir ki; “Bu kudsî şahıs, dehâsıyla ve hàrika makamıyla bizi kandırdı.” diye bir şübhesi kalır...

Cenâb-ı Hakk’a şükür ki, yirmisekiz sene dini siyasete âlet ittihamı altında kader-i İlâhî bu zulm-ü beşerîde benim rûhumu ihtiyarım haricinde dini hiçbir şahsî şeyde âlet etmemek için beni, beşerin zâlimâne eliyle ayn-ı adâlet olarak tokatlıyor, yani sakın sakın diye îkaz ediyor. Îmân hakikatini kendi şahsına âlet yapma, tâ îmâna muhtaç olanlar anlasınlar ki; yalnız hakikat konuşuyor. Nefsin evhâmları, şeytanın desîseleri kalmasın, sussun.

Hakikaten Risale-i Nurun bahsettiği hakikatlerin aynı meâlinde milyonlar kitab o hakikatleri belîğâne neşrettikleri hâlde ve binler hakîki âlimler ders vermeleriyle bu memlekette dehşetli küfr-ü mutlakı tam durduramadıkları hâlde, Nurlar, mezkûr sırra binâen bir cihette galebe ettiğini düşmanları dahi tasdik ederler. Evet, küfr-ü mutlaka karşı, bu ağır şerâit içinde Nurlar bu işi görmüş, meydândadır. Demek Nurların kuvveti bu sırr-ı azîmden ileri geliyor. Ben de bütün rûh u canımla yirmisekiz sene bu işkenceli musîbetlerime râzı oldum. Hakkımı helâl ettim. Âdil kadere de derim ki: Müstehak idim senin bu şefkatli tokatlarına.. Yoksa gayet meşrû, zararsız herkesin lillâh için takib ettikleri mübârek mesleğe girseydim, yani maddî

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.