İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 54 / 218
54

otuz-kırk sene evvel yazılan cümlelerini suç mevzûu yapıp, o mecmuayı müsâdere edip bize vermemek, dünyada hangi kanun buna müsâade eder?

Hem Afyon’un Mahkemesindeki eserler –tekrârât-ı Kur'âniye ve melekler hakkındaki iki parçacık müstesnâ olarak– bütün eserler iki sene hem Denizli, hem Ankara Ağır Ceza Mahkemesi berâetine karar vererek, içinde suç mevzûu bulamadıkları ve bize iâde etmeye karar verdikleri ve aynı eserler Isparta Hükûmetinin bir vakit müsâdere ile tamamen eline geçtiği hâlde, tamamıyla sâhiblerine iâde ettikleri; sonra da Zülfikàrla, Asâ-yı Mûsa’yı ruhsatsız eski yazı ile neşir bahânesiyle, dört seneden beri müsâdere edildikleri ve aynen hiçbiri zâyi' olmadan yüzyetmiş aded mecmuada bir suç mevzûu bulamadıkları için bizlere tamamen iâde ettikleri ve bizim en mühim suçumuz olarak gösterdikleri, eski partinin bir kısım şeflerine hakikat nâmına i'tirâzımızın yüz misli ziyâde şimdi dinî mecmualar, resmî cerideler aynı i'tirâzı şiddetle vurdukları hâlde, Risale-i Nur’un bir mahrem parçası, şimdiki zamanı tamamıyla ta'yin ettiği bir hakikatini tefsir bahsinde isbât etmiş ki, “ölmüş bir şeftir” demiş.

İşte hakikat böyle iken, Afyon Mahkemesi, adâlet nâmına değil, belki o ölmüş adamın muhabbeti taassubu ile, eski harfle de neşredilen kararnâmenin âhirinde, bizi mahkûm etmek için en mühim sebeb savcının garazkârlığı sebebiyle mahkeme hey'eti demişler ki:

“Said ve arkadaşları, Mustafa Kemâl’e din yıkıcı, süfyân demişler ve kalblerdeki sevgisini bozmağa çalışmışlar. Onun için mahkûm ediyoruz.” Acaba ölmüş gitmiş bir adamın şahsına karşı bin defa böyle i'tirâz da olsa umumî bir da'vâ oluyor. Mahkeme-i adâlet buna dair böyle bir hükmü vermek elbette pek acîb bir mânâ iş içinde var.

Şimdi böylelerin elindeki dört defa Nur eserleri berâet kazandıkları ve şimdi Dâhiliye Bakanı, evvelce Adliye Bakanı üç defa berâetine ve suç mevzûu olmadığına ve bizi mahkûm eden Afyon kararını bozmasıyla, suç mevzûu olmadığına hüküm verdiği hâlde, şimdi bütün millet, adâlet ve şefkat ve diyânete hizmet bekledikleri Demokrat hükûmeti zamanında, eski müstebidlerin dehşetli plânlarıyla Risale-i Nura karşı garazkârlarının keyfine bırakmak, Demokrat hükûmeti aleyhinde büyük bir hıyânettir. Ve milletin tesellî-i ümîdini kırmaktır. Benim Ankara’da bir vekilim Mustafa Sungur’dur. 17.11.1950 tarihli çektiği telgrafta, umum risalenin bize iâdesine karar verilmiş diye müjde verdi. Ve âdil Adliye Vekili üç defa berâet verdiği ve şimdi de Sungur’un mektûbuna göre, hem iâdesine emir verildiğini ve şimdi telefonla haber vereceğim söyledikleri hâlde, bu onaltı seneden beri aleyhimizde olan iftiralar ve jurnaller hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemesinde bütün dosyaları Afyon Mahkemesi toplamak ve

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.