umumî yapmak ve hiçbir kanuna uymayan keyfî kanun nâmına kanun ile onu bu millet-i İslâmiyeye cebren giydirmek; elbette o adama, o Lozan muâhedesinde verdiği dehşetli fikrini isbât etmiş ki, Din-i İslâma gayet muzır olarak Hadîsin haber verdiği adam bu zamanda o şeftir.
İşte hakikat böyle iken Afyon Mahkemesi, adâlet nâmına değil belki o ölmüş adamın muhabbeti taassubu nâmına, eski harfle de neşredilen kararnâmenin âhirinde bizi mahkûm etmek için en mühim sebeb, savcının garazkârlığı sebebiyle, mahkeme hey'eti demişler ki: “Said ve arkadaşları, Mustafa Kemâl’e din yıkıcı, süfyân demişler ve kalblerdeki sevgisini bozmağa çalışmışlar, onun için mahkûm ediyoruz.”
Acaba, ölmüş gitmiş bir adamın şahsına karşı bin defa böyle i'tirâz da olsa şahsî bir da'vâ oluyor. Mahkeme-i adâlet buna dair böyle bir hükmü vermek, elbette pek acîb bir mânâ, iş içinde vardır. Şimdi böyle adamların elinde Nur eserleri dört defa berâet kazandıkları ve şimdi Adliye Bakanı, üç defa Nur eserlerinin berâetine ve eserde suç mevzûu olmadığına, bizi mahkûm eden Afyon kararını bozmasıyla hüküm verdiği hâlde, şimdi bütün millet; adâlet ve şefkat ve diyânete hizmet bekledikleri Demokrat Hükûmeti zamanında, eski müstebidlerin dehşetli plânlarıyla Risale-i Nura karşı garazkârların keyfine bırakmamak; bırakılsa, Demokrat Hükûmeti aleyhinde büyük bir hıyânettir. Ve milletin tesellî ümîdini kırmaktır.
Benim Ankara’da bir vekilim Mustafa Sungur 17.11.950 tarihli çektiği telgrafta “Umum risalenin bize iâdesine karar verilmiş.” diye müjde verdi ve âdil Adliye Vekili üç defa berâet verdiği ve şimdi de Sungur’un mektûbuna göre, hem iâdesine emir verildiğini ve şimdi telefonla yine haber vereceğim söyledikleri hâlde, bu onaltı seneden beri aleyhimizde olan iftiralar ve jurnaller; hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemesinden bütün dosyaları Afyon Mahkemesi mânâsız toplamak ve af kanununun çıkmasıyla ve mahkemelerin berâet vermesiyle o mübârek eserleri o dosyalar içerisine karıştırarak çürütmek için mahzene atmak ve üç seneden beri bizi aldatan bazı eşhâsa Nurların işlerini bırakmamak lâzım geliyor.
Başbakan ve Adliye Bakanına, bu gayet mühim mes'eleyi nazar-ı dikkatlerine arzediyoruz.
Said Nursî
Hâşiye: Acîb bir hâdise, adâlet ve dinden haric zâlimâne nümûnelerden birisi de, üç seneden beri müsâdere ettikleri Kur'ânımızı çok defa istediğimiz hâlde vermedikleri ve ikibin sekizyüz Lafza-i Celâl altınla yazılı, gözle görünen mu'cize-i Kur'âniyeyi gösteren o mübârek Kur'ânımızı bize vermediler. Şimdi avukat diyor ki: “Bir istid'a Diyânet Reisine yazınız ki, iâde edilsin.” Bunun gibi yüzler nümûneler var ki, sırf bir garazla ve ecnebî parmağıyla aleyhimize işler dönüyor. Bizi ve Âlem-i İslâmı pek sevindiren Demokratlar dikkat etsinler. Nurları ve Nurcuları bu işkencelerden kurtarsınlar.
Nur Talebeleri nâmına Said Nursî ∗∗∗
