başkaların muâvenetine yalvarmamak ve tam fakr-ı hâliyle beraber Eski Said çocukluk, gençlik zamanında talebelerine ta'yinlerini kendi vermeye çalıştığı ve ancak kısa bir zaman beş ta'yin kabûl edip mütebâki talebelerine bazen yirmi-otuz talebesine ta'yin verdiğinden; ilmi, vâsıta-i cerr etmeye o talebeler mecbur olmadılar. İktisad ve kanâatle o zaman muvaffak oldukları gibi, Cenâb-ı Erhamürrâhimîne hadsiz şükür olsun ki, Eski Said gibi şimdi Risale-i Nur kendi hakîki talebelerinin ta'yinlerini neşriyatıyla mükemmel vermeye başlamış. A'zamî ihlâsı kırmamak için Risale-i Nur hàs talebelerine, hususan nafakasını tedârik edemeyenleri tam tamına idare edecek derecede Risale-i Nurun satılan nüshalarının beşten birisi Risale-i Nurun hakkı olduğu cihetle şimdi elli-altmış talebesine kâfî sermâyesi çıkıyor. Benim (Bîçâre Said’in) içinde hiçbir hakkı yoktur. Yalnız Risale-i Nurun kıymetdâr hâsiyeti ve şâkirdlerinin şahs-ı manevîsinin kemâl-i sadâkati bu manevî Nur bayramına vesile oldu.
Şimdi bütün talebelerin fevkınde diyerek değil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuûrsuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tahiri, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir-iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. Şimdi Risale-i Nurun satılan nüshalarının sermâyesi, Risale-i Nurun malıdır. Said de bir hizmetkârdır. Hayatta ta'yınını alabilir. Hattâ bugünlerde ölüm bana çok yakın göründü. Ben de altı vilâyette bulunan elli-altmış talebeyi iki-üç sene Nur sermâyesinden ta'yınını vermek kat'î niyet ederken, belki bazılarını bazı mâniler onları talebelik hizmetinden vazgeçirecek diye vazgeçtim. Şimdi vasiyetimi yazdım.
Said Nursî
Hâşiye: Gavs-ı A'zam Şeyh-i Geylânî (R.A.) Risale-i Nura ve müellifine işâret ettiği kerâmet-i gaybiyesinde bir fıkrada تَعِيشُ سَعِيدًا diye maîşet hususunda saâdetle yaşayacağını ve en mes'ûd olacağını haber vermiş. Hâlbuki biz Üstadımızın fakr u istiğnâsını şimdiye kadar zâhiren buna muhâlif görüyorduk. Gavs-ı A'zam’ın bu ihbar-ı gaybiyesi Üstadımızın hayatında şimdi bilfiil görülmüş ki; küçüklüğünde daha on yaşında iken amcasının çorbasını içmezdi, minnet altına girmezdi. Ve ders verdiği eski talebelerinin maîşetini de kendisi derûhde ederdi. Aynen şimdi de elli-altmış talebesinin ta'yinlerini vermesi o gaybî ihbarın tam tahakkuk ve tezâhür ettiğini göstermiştir.
Tahiri, Sungur, Ceylan ∗∗∗
