İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 201 / 218
201

Yûşâ Tepesinde kimsesizliği tercih etti. Van’a döndüğünde pekçok eski ve yeni talebeleri arasında sürûrlu bir ömrü istemeyerek Erek Dağındaki bir mağaraya kapandı. En son defa otuz senede gördüğü emsâlsiz zulümlerin neticesi olarak hapishânelere gönderildiği zaman, kanunen tecrid müddeti onbeş gün olmasına rağmen yirmi ay ve hattâ bütün hapis müddetince tecrid-i mutlakta tutulduğu hâlde kimseye şekvâ etmedi.

Bütün bu hâller gösteriyor ki: Üstadımızın fıtratında inziva dâima hüküm sürmüştür. Fakat ihtiyarlığında pekçok yardıma, hizmete, sohbete muhtaç olduğu bir vakitte bunun devam etmesi için, bir nev'i hastalık hâleti verilmiş. Beş dakika konuşsa; şiddetli bir harâret başlıyor, sesi çıkmıyor. Hattâ Şâfiî Mezhebinde olduğu için namazda Fâtihayı kendisi işitecek derecede okuması lâzım gelirken, hastalık sebebiyle sesi çıkmadığından, Mezheb-i Hanefîyi takliden namazlarını edâ ediyor. Bu hastalığına dair, iki mühim doktorun iki raporu var. İstenilirse gösterilecektir.

Şimdi Risale-i Nur’un fevkalâde fütûhâtı ve Âlem-i İslâmda dahi fevkalâde bir hüsn-ü kabûle mazhar olması hengâmında, düşmanlar dahi dostlara inkılâb ettiği bir zamanda Risale-i Nurun a'zamî ihlâsını –ki Rızâyı İlâhîden başka dünyevî, uhrevî hiçbir rütbeye, makama âlet etmemek– muhâfaza için, dehşetli bir merdüm-giriz yani, insanlardan tevahhuş ve sesi çıkmamak ve konuşmamak hastalığı ve elini öpmek, ona âdeta bir tokat vurmak gibi dokunmak vaziyeti, kat'iyyen bize kanâat verdi ki: Bu bir istihdam-ı Rabbânîdir.

Hattâ bu hakikatlerin izhârına vesile olan bir şahsı da Üstadımız helâl etti.

Hâşiye: Üstadımızdan sorduk: Neden Risale-i Nurun şa'şaalı intişarı ve düşmanların dahi mağlûb olup dostâne vaziyet aldıkları bir zamanda insanlarla görüşmüyorsunuz?

Cevaben dedi ki: “Benim ile görüşmek isteyenler, ya muârızdır veya dosttur. Dost olsa, Risale-i Nurun yüzbinler nüshası benim bedelime tam konuşuyor. Bana kat'iyyen ihtiyaç bırakmamış. Görüşmek isteyen muârız olsa, bu otuz sene zarfında pekçok mahkemeler ve ehl-i vukûflar tedkik ettikleri hâlde, ne Nur Risalelerinde ve ne de Nur Talebelerinde hiçbir suç bulamamışlar. Yirmidört mahkeme: “Risale-i Nurda suç bulamıyoruz.” dedikleri; dört mahkeme de kat'iyyen umum Nur Risalelerine berâet vererek kaziye-i muhkeme hâline gelen kararlarıyla bütün kitapları, mektûbları sâhiblerine iâde etmesi, benim bedelime muârızlara tam cevab veriyor. Bana ihtiyaç kalmamış. Eğer şahsî görüşmek istenilse, bütün Nur Talebeleri bir cihette bu bîçâre Said’in da'vâ vekilleri olduğu gibi, İstanbul’da ve Ankara’da avukatları bulunduğundan, isteyenler onlarla görüşebilir.”

Şiddetli hastalığı ve çok ihtiyarlığı

için zarûrî işlerini gören Hizmetkârları ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.