İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 117 / 218
117

bir sözdür. Eğer vukûfsuz ehl-i vukûfun verdiği mânâ ilhâm da olsa hayvanattan tut, tâ melâikelere, tâ insanlara, tâ herkese bir nev'i ilhâma ve sünûhâta mazhar oldukları, ehl-i fen ve ehl-i ilim ittifak etmişler. Buna suç diyen ilim ve fenni inkâr etmek lâzım gelir.

Beşincisi: “Müellif, câzibedâr bir fitnenin esiri olmak ihtimali olan bir nesli, Risale-i Nurdan medet umanlara verdiği cevablarla kurtaracağına kànidir.” Ehl-i vukûf bu cümleyi de medâr-ı ittiham etmişler. “Yüzbin şâhidle isbât edilen ve meydâna gelen zâhir bir hakikati kanâat ettim” demesini medâr-ı suç yapmak ne derece mânâsız olduğunu dikkat eden anlar.

Altıncısı: “Siyâsiyyûn, ictimâiyyûn, ahlâkıyyûnların kulakları çınlasın!” demesini bir suç mevzûu göstermişler. Hâlbuki gençleri tehlikelerden kurtarmak için kısa ve rahat bir çareyi keşfettiğini siyâsiyyûn, ahlâkıyyûn da bunu tervîc etsinler mânâsında demiş. “Kulakları çınlasın!” Buna suç diyen insaniyet itibariyle çok suçlu olmak gerektir.

Yedincisi: “Fitneyi ateşlendiren ve ta'lim eden irtidatkâr bir şahs-ı manevînin mevcûd olduğunu ve bu manevî şahsın hayâline göründüğünü söylemekte, fakat kim olduğunu bildirmemektedir.”

Ehl-i vukûf medâr-ı ittiham etmişler. Acaba dünyada insî ve cinnî şeytanlar hiç boş dururlar mı? Onların dâima fenâlıkları yapmak ve yaptırmakla meşgul olduklarından, bu vukûfsuz ehl-i vukûf hiç bilmemişler mi ki, mânâsız ilişiyorlar. Mâdem manevî demiş, mâdem kim olduğunu bildirmemiş, dünyada hiçbir mahkeme böyle manevî bir adama, yani bir şeytana hakaret ettin, diye seni mahkemeye vereceğiz diyen, elbette sözüne zerre mikdar ehemmiyet verilmez bir hezeyan hükmündedir.

Sekizincisi: “Doğrudan doğruya Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın i'câz-ı manevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur esâslarına dayandığı müellif tarafından mükerreren ve musırrâne beyân ve iddia edilmekte ve böylece propaganda dinî delillere, telkinlere istinâd ettiğini söylemekle suç unsuru gösterilmektedir.”

Bunu bütün Risale-i Nuru okuyanların tasdikiyle hususan meşhûr Mısır, Şam, Bağdat, Pakistan ve Diyânet Riyâsetinin dâiresinin ulemâsı tasdik ile, Risale-i Nur doğrudan doğruya hakîki bir tefsir-i Kur'ânîdir. Ve Kur'ân’ın malı ve lemeâtıdır, dedikleri hâlde, bu cümleyi medâr-ı suç yapanlardan mahkeme-i kübrâ-i haşirde bu hatâsının sebebi sorulacak.

حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

Hasta

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.