O mâniler ise: Ecnebîlerde taklid ve cehâlet ve taassub ve kıssîslerin riyâseti... Ve bizdeki mâni ise: İstibdâd-ı mütenevvi' ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahvâl ve atâleti intac eden ye'stir ki; şems-i İslâmiyet’in küsûfa yüz tutmasına sebeb olmuşlardır.
Sekizinci ve en birinci mâni ve belâ budur: Biz ile ecnebîler, bazı zevâhir-i İslâmiyet ve bazı mesâil-i fünûn ortasında hayâl-i bâtıl (!) ile tevehhüm eylediğimiz müsâdemet ve münâkazattır. Âferin maârifin himmet-i feyyâzânesine ve fünûnun himmet-i merdânesine ki; meyl-i taharrî-i hakikat ve muhabbet-i insaniyet ve meyl-i insaf olan hakàikı techiz ederek, o mânilere gönderip, zîr ü zeber etmiş ve ediyor.
Evet, en büyük sebeb ki; bizi dünya rahatından ve ecnebîleri âhiret saâdetinden mahrum eden, şems-i İslâmiyet’i münkesif ettiren, sû-i tefehhüm ile tevehhüm-ü müsâdemet ve muhâlefettir. Feyâ li'l-aceb!.. Köle, efendisine ve hizmetkâr, reisine ve veled, pederine nasıl düşman ve muârız olabilir? Hâlbuki; İslâmiyet, fünûnun seyyidi ve mürşidi ve ulûm-u hakîkiyenin reis ve pederidir.
Fakat vâ-esefâ, bu sû-i tefehhüm ve şu tevehhüm-ü bâtıl, şimdiye kadar hükmünü icra ederek, vesvesesiyle ye'si ilkà edip, bâb-ı medeniyet ve maârifi, Ekrâd ve emsâllerine kapattırdı. Zîra, bazı zevâhir-i diniyeyi, fünûnun bazı mesâiline muârız tahayyül ederek ürktüler.
Ezcümle: Küreviyet-i arz ki, fünûnun en birinci derecesi olan coğrafyanın en birinci basamağıdır. İleride gelecek altı mes'eleye münâfî zannettiklerinden, bu bedîhî mes'elede mükâbere etmekten çekinmediler.
Ey benim şu kitabıma im'ân-ı nazar ile nazar eden zât!.. Ma'lûmun olsun, bu kitapla istediğim hizmet budur: İslâmiyet’te olan tarîk-ı müstakîmi göstermekle, ehl-i tefrit olan a'dâ-yı dinin teşkîkâtını red ve yüzlerine vurmakla beraber; tarîk-ı müstakîmin öteki cânibini ve sadîk-ı ahmak ünvânına lâyık olan ehl-i ifrat ve zâhir-perestlerin tevehhümlerini tard ve asılsızlığını göstermek ve asıl rehber-i hakikat ve Âlem-i İslâmiyet’in ikbâl ve istikbâline yol açan ve Sırat-ı Müstakîmde kemâl-i ümîd-i zafer ile çalışan muhakkìkîn-i İslâm ve âkıl sıddıklara yardım etmek ve kuvvet vermektir.
