Ey hakikati çıplak görmek isteyen zât!.. Bu mukaddimeye dikkat et; zîra hurâfâtın kapısı bu yerden açılır ve bâb-ı tahkîk dahi bunun ile sed olur.
Hem de kıssadan hisse ve meylü't-terakkîyle mütekaddimînin esâsları üzerine bina ve seleflerin mevrûsâtında tasarruf ve ziyâdeye cesâret, bu şûristanda mahvolur.
Eğer istersen, meşhûr Molla Nasreddin Efendi’ye de: “Bu garîb sözler umumen senin midir?” Elbette sana diyecektir: “Şu sözler cildleri dolduruyor. Epeyce ömür ister. Zîra bütün sözlerim nevâdirden değildir. Ben hocayım. Onların zekâtını da bana verseler râzıyım ve kâfîdir. Fazlasını istemem. Zîra, zarâfetimi tabîilikten çıkarıp tasannu'a kalbeder.” Yâhû, bu kökten hurâfât ve mevzuât biter ve tenebbüt eder ve doğru şeyin kuvvetini bitirir!
#### Hâtime
Hâtime
İhsân-ı İlâhî’den fazla ihsân, ihsân değildir.
Bir dâne-i hakikat, bir harman hayâlâta müreccahtır.
İhsân-ı İlâhî ile tavsifte kanâat etmek farzdır.
Cem'iyete dâhil olan, cem'iyetin nizâmını ihlâl etmemek gerektir.
Bir şeyin şerefi, neslinde değildir, zâtındadır.
Bir şeyin aslını gösteren semeresidir.
Birinin malına başka mal –velev kıymetli de olsa– karışırsa, malını kıymetsiz ettiği gibi, haczetmesine dahi sebeb olur.
Şimdi bu noktalara istinâden derim ki: Terğîb veya terhîb için, avâm-perestâne tervîc ve teşvik ile bazı ehâdîs-i mevzûayı İbn-i Abbâs gibi zâtlara isnâd etmek, büyük bir cehâlettir.
Evet, hak müstağnîdir. Hakikat ise, zengindir. Tenvir-i kulûbe ziyâları kâfîdir. Müfessir-i Kur'ân olan Ehâdîs-i Sahîha bize kifâyet eder. Ve mantığın mîzanıyla tartılmış olan tevârih-i sahîhaya kanâat ederiz.
