İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 40 / 188
40

Onuncu Mukaddime

Onuncu Mukaddime

Bir kelâmda, her fehme gelen şeylerde, mütekellim muâheze olunmaz. Zîra, mesûk-u lehü'l-kelâmdan başka mefhûmlar irâde ile derûhde eder. İrâde etmezse, itâb olunmaz. Fakat garaz ve maksada mutlaka zâmindir. Fenn-i beyânda mukarrerdir; sıdk ve kizb, mütekellimin kasd ve garazının arkasında gidiyorlar. Demek, maksûd ve mesâk-ı kelâmda olan muâheze ve tenkid, mütekellime aittir. Fakat, kelâmın müstetbeâtı tâbir olunan telvihât ve telmihâtında ve suver-i meânî ve tarz-ı ifâde ve meânî-i ûlâ tâbir olunan vesâil ve üslûb garazında olan günah ve muâheze; mütekellimin zimmetinde değil, belki örf ve âdete ve kabûl-ü umumiye aittir. Zîra tefhim için, kabûl-ü umumî ve örf ihtiram olunur. Hem de, eğer hikâye ise, halel ve hatâ mahkiyyün-anh’a aittir.

Evet, mütekellim suver ve müstetbeâtta muâheze olunmaz. Zîra, onlara el atmak, semerâtını almak için değildir. Belki, daha yukarı maksadın dallarına çıkmak içindir. Eğer istersen kinâî şeylere dikkat et. Meselâ: “Filânın kılıncının bendi uzundur ve ramadı çoktur.” denildiği vakit, o adam uzun ve sahî ola; ramad ve kılıncı hiç olmazsa da kelâm sâdıktır.

Eğer istersen misâl ve müsül-ü faraziyeye dikkat et. Göreceksin; iştihârdan neş'et eden kıymet ve kuvvet ile müdâvele-i efkâr ve akıllar arasında sefârete müstaîd oluyorlar. Hattâ Mesnevî sâhibi ve Sa'dî-i Şirâzî gibi en doğru müellif ve en muhakkìk hakîm, o müsül-ü faraziyeyi istihdam ve istimâl etmelerinden, müşâhhat görmemişlerdir. Eğer bu sır sana göründü ve ışıklandı; mumunu ondan yandır, kıssât ve hikâyetin köşelerine git. Zîra cüz'de cârî olan, bazen küllde dahi cârî olabilir...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.