İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 26 / 188
26

Altıncı Mukaddime

Altıncı Mukaddime

Meselâ: Tefsirde mezkûr olan herbir emir, tefsirden olmak lâzım gelmez. İlim ilme kuvvet verir; tahakküm etmemek şarttır. Şöyle müsellemâttandır ki: Hendese gibi bir san'atta mâhir olan zât, Tıb gibi başka san'atta âmî ve tufeylî ve dahîl olabilir. Ve kavâid-i usûliyedendir ki: Fakîh olmayan, velev ki Usûlü'l-fıkıh’ta müçtehid olsa, icmâ-ı fukahâda mu'teber değildir. Zîra, o onlara nisbeten âmîdir.

Hem de hakàik-ı tarihiyedendir ki: Bir şahıs çok fenlerde meleke sâhibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferîd bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir. Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir. Bir fende meleke, o fennin sûret-i hakîkiyesidir; onunla temessül etmek gerektir. Zîra, bir fende mütehassıs ve ma'lûmât-ı sâiresini mütemmime ve meded verici etmez ise, ma'lûmât-ı perîşanından bir sûret-i acîbe temessül edecektir.

Tenvir için bir latîfe-i faraziyedir:

Nasıl ki; başka âlemden bu küreye gelen tasvirci bir nakkàş farz olunsa... Hâlbuki; ne insanı ve ne insanın gayrısı, tam sûretini görmemiş; belki herbirisinden bazı a'zâsını görmekle, insanın tasviri veyâhut gördüğü eşyanın umumundan bir sûreti tasvir etmek isterse.. meselâ, insandan gördüğü bir el, bir ayak, bir göz, bir kulak, yarı yüz ve burun ve amâme gibi şeylerin terkîbiyle bir insanın timsâli; yâhut nazarına tesâdüf eden atın kuyruğu, devenin boynunu; insanın yüzünü, arslanın başı bir hayvanın sûreti yapsa; nasıl ki imtizaçsızlıkla kàbil-i hayat olmadığı için, şerâit-i hayat böyle u'cûbelere müsâid değildir diyecekler ve nakkàşı müttehem edecekler... Şimdi bu kaide, fenlerde aynen cereyan eder.

Çaresi odur ki: Bir fenni esâs tutup sâir ma'lûmâtını avzen ve zenâv gibi yapmaktır. Hem de âdât-ı müstemirredendir ki; kitab-ı vâhidde ulûm-u kesîre tezâhum eder. Zîra ulûm, birbirini intac ve birbirinin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.