İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 45 / 188
45

On İkinci Mukaddime

Onikinci Mukaddime

Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikati tanımayan, hayâlâta sapar. Sırat-ı müstakîmi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvâzenesiz ve mîzansız olan, çok aldanır, aldatır. Zâhir-perestleri aldatan bir sebeb; kıssanın hisse ile münâsebeti ve mukaddimenin maksûd ile zihinde mukàreneti, vücûd-u haricîde olan mukàrenetle iltibas olunmasıdır. Bu noktaya dikkat et, sonra muhtaç olacaksın.

Hem de ihtilâlâtı tevlîd eden, ihtilâfâtı îka' eden, hurâfâtı icâd eden, mübâlağatı intac eden esbâbın birisi ve belki en birincisi; hilkatte olan hüsün ve azamet ve ulviyete adem-i kanâattir. Hâşâ, zevk-i fâsidesiyle istihfaf-ı nizâm etmektir. Hâlbuki, akıl ve hikmet nazarlarında herbiri kudretin en bâhir mu'cizelerinden olan hakàik-ı âlemde olan hüsn-ü intizam ve kemâl ve ulviyet, o derece dest-i hikmet ile nakşolmuş ki; bütün hayâl-perestlerin ve mübâlağacıların hülyalarından geçmiş olan hàrikulâde hüsün ve kemâle nisbet olunsa, o hàrikulâde hayâller gayet âdi ve o âdâtullâh gayet hàrikulâde bir hüsün ve haşmet gösterecektir. Fakat cehl-i mürekkebin hemşiresi ve nazar-ı sathînin annesi olan ülfet, mübâlağacıların gözlerini kapatmıştır. Böyle gözleri açmak içindir; me'lûf olan âfâk ve enfüste dikkat-i nazara, Kitab-ı Hakîm emreder.

Evet, gözleri açan, yalnız nücûm-u Kur'âniye’dir. Öyle nücûm-u sâkıbedirler ki: Cehlin zulmünü ve nazar-ı sathînin zulümâtını def'ettikleri gibi; âyât-ı beyyinât, yed-i beyzâ ile, ülfet ve sathiyetin hicâblarını ve zâhir-perestliğin perdesini parça parça ederek, ukùlü, âfâk ve enfüsün hakàikına tevcîh edip, irşad etmişlerdir.

Hem de meylü'l-mübâlağatı tevlîd eden, beşerin kendi meylini kuvveden fiile çıkarmasına meyelân-ı fıtriyesidir. Zîra, meyillerinden birisi; hayret verecek acîb şeyleri görmeye ve göstermeye

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.