İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 171 / 188
171

etme yolları olan teşbih, mecâz ve kinâyeden bahseder.

Fenn-i Maânî: İlm-i Belâğatın üç bölümünden birinci bölümüdür. Lafzın, muktezâ-yı hâle uygun olup olmadığı bu ilmin düstur ve kaideleriyle bilinir.

Fenn-i Menâfiü'l-A'zâ: Canlılardaki bütün uzuvların ayrı ayrı fâidelerinden bahseden, bugün tıbda tam karşılığı olmayan bir ilim.

Fenn-i Tabakàtü'l-Arz: Jeoloji ilmi.

Ferîd: Eşi, benzeri az bulunan, yektâ.

Ferişte: Melek.

Feth-i Bâb: Kapı açmak.

Fevatih: (Fâtiha’nın C.) Başlangıçlar, evveller.

Feyâ li'l-aceb: Hayret ve taaccüb ifâdesi için kullanılır.

Fırfıra: Topaç.

Fidda: Gümüş.

Filcümle: Kısmen.

Fuhûl-i Ulemâ: Büyük âlimlerin ileri gelenleri.

Fustât: Kıldan yapılan büyük çadır.

Fülüs: (Füls’ün C.) Bakır paralar.

G

— G —

Gâr: Mağara. Hicret esnâsında Hz. Peygamber (A.S.M.) ile Hz. Ebû Bekir’in (R.A.) sığındıkları meşhûr mağara.

Gârât: Yağma etmek, çapulculuk etmek.

Garsetmek: Ağaç fidanı dikmek.

Gavr-ı in'idâm: Yokluk çukurunun dibi.

Gavvâs: Dalgıç.

Gayr-ı Mebzûl: Çok kullanılmayan. Az bulunan şey.

Gayr-ı Mer'î: Görünür olmayan, görünmeyen.

Gerd: Baht, talih, fayda. Toz, toprak. Hüzün, keder, gam, tasa. Tarlayı sürmek.

Gışâvet: Körlük yapan perde.

Gıtâ: Örtü, perde.

Gubâr: Toz-toprak.

Gul-yabânî: İnsanı felâkete attığına inanılan muhayyel bir mahlûk. Umacı.

H

— H —

Hablü'l-metîn: Sağlam, kopmaz ip.

Hacz etmek: Mâni olmak. İki şeyin arasını ayırmak. Borcunu vermeyenin malına hukuken el koymak.

Had: Bkz: Muttala'.

Hadd-i Asğar: Mantıkta, bir hükmün veya neticenin mev­zûu. (Küçük Kaziye). Meselâ: “Âlem, hâdistir. Çünkü: Mütegayyerdir.” cümlesinde “Âlem” hadd-i asğar; “Hâdis” hadd-i ekber; “Mütegayyer” hadd-i evsat olur.

Hadd-i ekber: Bir hükmün veya neticenin mahmûlü, yani sıfatı. “Büyük Kaziye.”

Hadd-i Evsat: İfrat ve tefritten âzade, istikametli yol. (Istılah mânâsı için Bkz: Hadd-i asğar)

Hadîd: Demir.

Hâib: Mahrum, bîbehre. Ümîd­siz, kederli.

Hakàik-ı Mücerrede: Bkz. Mücerre­dât-ı Sırfa.

Hâlet-i Cehennem-nümûn: Cehennem gibi çok azâb verici hâl.

Haltetmek: Karıştırmak.

Hâmid: Sönük.

Hanîn: Sızlanmak.

Harâret-i garîziyenin iltihabı zamanı: İnsanda şehevânî ve nefsânî hislerin galeyânda olduğu devre.

Harfiye: Kendi başına müstakillen bir mânâsı ve te'siri olmadığı hâlde, kendi cinsinden bir topluluğun içinde olduğu zaman ancak bir vazife gören şeylere denir.

Harice temessül: Zihnî olan kelâmın haricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi.

Harîrî: (Kasım B. Ali) M. 1054-1122. Irak’ta doğdu. İnhitat (çöküş) devrinin edîblerindendir. “Makàmât” adlı eseriyle şöhret bulmuştur. Be­diüzzaman-ı Hemedânî’nin Makame

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.