ve tertibiyle hâsıl olan hüsün, hüsn-ü mücerred değildir. Şartları zâil olsa, hüsün de zâil olur. Fakat, vücûd, hayat, îmân gibi varlıklar hüsn-ü mücerreddir ve bizzat güzeldirler. Güzellikleri başka şeylere bağlı değildir. Hàriçte maddî vücûdu olmayan, ancak aklen mevsufsuz düşünülebilen hüsün ve zihnen anlaşılan güzellik.
I
– I –
Itlâk: Bir hususu bir kayda bağlamamak, mutlak bırakmak. (Bkz: Mutlak).
İ
– İ –
İbham: Üstü kapalı ifâde etmek.
İbn-i Fârıd: Bkz: Ömer B. Fârıd.
İbn-i Hümam: (H. 788-861) (M. 1386-1456) Hanefî fukahâsından meşhûr bir zâttır. Şer'î ilimlerde, edebiyâtta mütehassıs idi.
İbrahim Hakkı: H. 12. asırda yaşamıştır. Büyük âlim ve mutasavvıftır. Hasankaleli olup “Mârifetnâme” adlı eseri ile meşhûrdur.
İcmâ-ı Ümmet: Aynı asırda yaşamış İslâm müçtehidlerinin, Kitab ve Sünnette açık hükmü bulunmayan bir mes'elede hüküm bakımından ittifak etmeleri. İcmâ, Şerîatta Kitab ve Sünnet’ten sonra en kuvvetli delildir.
İctinâ: Meyve toplamak.
İ'dâd: Hazırlama, yetiştirme, geliştirme.
İfrâğ etmek: Bir hâlden başka bir hâle getirmek ve yükseltmek.
İğlâk: Muğlak olmak, kapalı ve anlaşılmaz olmak.
İğvâ: Azdırma, baştan çıkarma, saptırma.
İhtilâf-ı Metâli': Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin farklı oluşu.
İhtisasât: Hislenmeler, duygulanmalar.
Îka': Meydâna getirmek.
İknâiyat-ı Hitâbiye: Kelâm ilmine ait bir ıstılahtır. Zannî olan aklî delil demektir. Bürhânın aşağı mertebesidir. Aklı, muhâlif fikirlerle karışmamış ve bürhânı anlayamayacak kimseler için kullanılır. İsbâttan çok iknâ vasfı taşır.
İktiham: Dayanmak, tahammül etmek, katlanmak.
İlm-i Bedî': İlm-i Beyân’ın üç bölümünden üçüncü bölümüdür. Muktezâ-yı hâle uygun bir kelâmın lafız ve mânâ bakımından daha da güzelleştirilmesinin kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebî San'atlar da denir. İki kısma ayrılır:
1- Muhassinât-ı maneviye: Kelâmın mânâsına ait san'atlar. Tevriye, hüsn-ü ta'lîl, üslûb-u hakîm.. gibi.
2- Muhassinât-ı lafziye: Kelâmın lafzına ait san'atlar. Seci', cinâs.. gibi.
İltihab: Alevlenmek.
İm'ân-ı Nazar: Bir işi dikkatle düşünmek; inceden inceye bakmak ve tedkik etmek.
İmkân: Bir şeyin varlığı ile yokluğunun müsâvî olması. Vâcib ve muhâl olmamak.
İndirâs: Bozulmak, mahvolmak.
İnhimak: Bir şeye fazla düşkün olma.
İn'ikad: Kurulma, teşekkül etme, meydâna gelme.
İnkılâb-ı Hakikat: Hakikatin kendi mâhiyetinin değişmesi, başkalaşması.
İntifâ: Sönmek, ortadan kalkmak.
İntizamın ilcâı: İntizamın zorlaması, mecbur etmesi, muztar kılması.
İrhâsat: Peygamber Efendimizin (A.S.M.) nübüvvet ve hakkâniyetine delâlet eden, Peygamberliğinden evvelki hàrikulâde vâkıa ve hâdiseler.
İrsâ: Sağlamlaştırmak, sâbit kılmak.
İs'âd: Yukarı çıkarmak, yükseltmek.
İsâle: Akıtmak.
İşbâ': Doyurmak.
İskât: Susturmak, teskin etmek.
İskender: (M.Ö: 356-323) Aristo’dan ders almış bir hükümdardır. Buna İskender-i Rûmî de denir.
İsrailiyât: (İsrailiyenin C.) Bazı dinî kitaplara veya hadîslere karışan yahudîlikten gelme bazı hikâye ve haberler.
