İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 173 / 188
173

ve tertibiyle hâsıl olan hüsün, hüsn-ü mücerred değildir. Şartları zâil olsa, hüsün de zâil olur. Fakat, vücûd, hayat, îmân gibi varlıklar hüsn-ü mücerreddir ve bizzat güzeldirler. Güzellikleri başka şeylere bağlı değildir. Hàriçte maddî vücûdu olmayan, ancak aklen mevsufsuz düşünülebilen hüsün ve zihnen anlaşılan güzellik.

I

– I –

Itlâk: Bir hususu bir kayda bağlamamak, mutlak bırakmak. (Bkz: Mutlak).

İ

– İ –

İbham: Üstü kapalı ifâde etmek.

İbn-i Fârıd: Bkz: Ömer B. Fârıd.

İbn-i Hümam: (H. 788-861) (M. 1386-1456) Hanefî fukahâsından meşhûr bir zâttır. Şer'î ilimlerde, edebiyâtta mütehassıs idi.

İbrahim Hakkı: H. 12. asırda yaşamıştır. Büyük âlim ve mutasavvıftır. Hasankaleli olup “Mârifetnâme” adlı eseri ile meşhûrdur.

İcmâ-ı Ümmet: Aynı asırda yaşamış İslâm müçtehidlerinin, Kitab ve Sünnette açık hükmü bulunmayan bir mes'elede hüküm bakımından ittifak etmeleri. İcmâ, Şerîatta Kitab ve Sünnet’ten sonra en kuvvetli delildir.

İctinâ: Meyve toplamak.

İ'dâd: Hazırlama, yetiştirme, geliştirme.

İfrâğ etmek: Bir hâlden başka bir hâle getirmek ve yükseltmek.

İğlâk: Muğlak olmak, kapalı ve anlaşılmaz olmak.

İğvâ: Azdırma, baştan çıkarma, saptırma.

İhtilâf-ı Metâli': Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin farklı oluşu.

İhtisasât: Hislenmeler, duygulanmalar.

Îka': Meydâna getirmek.

İknâiyat-ı Hitâbiye: Kelâm ilmine ait bir ıstılahtır. Zannî olan aklî delil demektir. Bürhânın aşağı mertebesidir. Aklı, muhâ­lif fikirlerle karışmamış ve bür­hânı anlayamayacak kimseler için kullanılır. İsbâttan çok iknâ vasfı taşır.

İktiham: Dayanmak, tahammül etmek, katlanmak.

İlm-i Bedî': İlm-i Beyân’ın üç bölümünden üçüncü bölümüdür. Muktezâ-yı hâle uygun bir kelâmın lafız ve mânâ bakımından daha da güzelleştirilmesinin kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebî San'atlar da denir. İki kısma ayrılır:

1- Muhassinât-ı maneviye: Kelâmın mânâsına ait san'atlar. Tev­riye, hüsn-ü ta'lîl, üslûb-u ha­kîm.. gibi.

2- Muhassinât-ı lafziye: Kelâmın lafzına ait san'atlar. Seci', cinâs.. gibi.

İltihab: Alevlenmek.

İm'ân-ı Nazar: Bir işi dikkatle düşünmek; inceden inceye bakmak ve tedkik etmek.

İmkân: Bir şeyin varlığı ile yokluğunun müsâvî olması. Vâcib ve muhâl olmamak.

İndirâs: Bozulmak, mahvolmak.

İnhimak: Bir şeye fazla düşkün olma.

İn'ikad: Kurulma, teşekkül etme, mey­dâna gelme.

İnkılâb-ı Hakikat: Hakikatin kendi mâhiyetinin değişmesi, başkalaşması.

İntifâ: Sönmek, ortadan kalkmak.

İntizamın ilcâı: İntizamın zorlaması, mecbur etmesi, muztar kılması.

İrhâsat: Peygamber Efendimizin (A.S.M.) nübüvvet ve hakkâniyetine delâ­let eden, Peygamberliğinden evvelki hàrikulâde vâkıa ve hâdiseler.

İrsâ: Sağlamlaştırmak, sâbit kılmak.

İs'âd: Yukarı çıkarmak, yükseltmek.

İsâle: Akıtmak.

İşbâ': Doyurmak.

İskât: Susturmak, teskin etmek.

İskender: (M.Ö: 356-323) Aris­to’dan ders almış bir hükümdardır. Buna İskender-i Rûmî de denir.

İsrailiyât: (İsrailiyenin C.) Bazı dinî kitaplara veya hadîslere karışan yahu­dîlikten gelme bazı hikâye ve haberler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.