bu tavuktur. Bu tavuğu da çıkaran bu yumurtadır denilse; tavuğun yaptığı o yumurta, tavuktan önce var olması lâzım gelir. Amma, o yumurtadan başka bir tavuk çıkması ise, teselsülle alâkalı başka bir mes'eledir.
Dibâce: Önsöz.
Dîde-bân: Gözcü, murâkıb.
Dıyku'l-elfâz: İfâde zorluğu. Gayet ince ve derin ve rûhen hissedilen bazı mânâların ifâde edilemeyişi. (Bkz: Ulûhiyet-i sâriye)
Dikkat-i nazar: İnceden inceye düşünme ve bakma.
Dürr: İnci tanesi.
Düşâb: Pekmez.
E
— E —
Ebâtıl: Bâtıl, hurâfe, mantıksız, hakikatsiz şeyler.
Ebnâ-yı mâzi: Mâzinin insanları.
Ebû Tayyib El-Mütenebbi: H. 915-965. Kûfe’de doğdu. Bağdat’ta öldü. Büyük şâirlerden olup, dîvânı vardır.
Eclâ: Çok âşikâr ve belli.
Ecvibe: Cevablar.
Edeb: Edebiyât. Terbiye.
Efrâd-ı adîde: Çok kalabalık ferdler.
Eğerçi: İse de, olsa da, gerçi, her ne kadar.
Ehaff: Çok hafif ve kolay.
Ehavâtının mâfi'z-zamîrleri: Kardeşlerinin içinde gizli olan şeyler.
Ehl-i gâret: Yağmacı, çapulcu.
Ehl-i hadâret: Şehirlerde yaşayan. Medenî.
Ehl-i hey'et: Astronomlar.
Ehl-i kurâ: Köylerde, kasabalarda yaşayan.
Ehl-i meder: Evde oturan, medenî.
Ehl-i veber ve bâdiye: Çadırda oturan, bedevî Arab, çöl ahâlisi.
Emmâ Ba'dü: “Bundan sonra” mânâsına gelmektedir. Bütün İslâmî eserlerde hamd ve salavât gibi bir başlangıçtan sonra “Emmâ ba'dü” denilerek asıl maksada geçilmektedir.
Emsâl: Atasözleri.
Emzice: Mîzâclar.
Enfüsi: İnsanların kendi iç âlemine ait. Dâhilî.
Enmûzec: Nümûne, hülâsa.
Erakk-ı hissiyat: Duyguların en inceleri. Gizli hisler, ince duygular.
Erbaiyet: Dört olmak.
Esâtîr: (Ustûre’nin C.) Eski zamana ait uydurma hikâyeler. Mitoloji.
Esfel-i sâfilîn-i hısset: Alçaklığın en aşağı derecesi.
Eşi'a: Şuâlar, aydınlıklar.
Evânî: Kaplar.
Evhâmın Müdafaası: Vehimlerin def' edilmesi, kovulması.
Ezâhir-i efkâr: Fikir çiçekleri.
F
— F —
Fahreddin-i Râzî: (M. 1149-1209) Re'y’de doğmuştur. Mefâtihü'l-Gayb isminde meşhûr büyük bir tefsiri vardır.
Fahrü'l-İslâm: (Pezdevi) Mâverâü'n-Nehir’deki Hanefî fukahâsının meşhûrlarındandır. H. 482 tarihinde Semerkant’ta vefât etmiştir.
Fasl-ı zamanın sahife-i selâsesi: Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman. (Asr-ı Saâdet’ten evvelki devir, Asr-ı Saâdet ve ondan sonraki zamanlar kasdediliyor)
Febihâ: Ne a'lâ.
Fehvâ: Mefhûm, mânâ.
Feletât: Sürçmeler, falsolar, acemîlikler. (Bkz. Hey'etin feletâtı)
Fels: Bakır para. (Füls de okunur)
Felsefe-i Beyân: Beyân İlmindeki kaidelerin vaz' ediliş sebeb ve gayelerinin açıklanması.
Fenn-i Beyân: İlm-i Belâğatın üç bölümünden ikinci bölümüdür. İfâde
