İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 170 / 188
170

bu tavuktur. Bu tavuğu da çıkaran bu yumurtadır denilse; tavuğun yaptığı o yumurta, tavuktan önce var olması lâzım gelir. Amma, o yumurtadan başka bir tavuk çıkması ise, teselsülle alâkalı başka bir mes'eledir.

Dibâce: Önsöz.

Dîde-bân: Gözcü, murâkıb.

Dıyku'l-elfâz: İfâde zorluğu. Gayet ince ve derin ve rûhen hissedilen bazı mânâların ifâde edilemeyişi. (Bkz: Ulûhiyet-i sâriye)

Dikkat-i nazar: İnceden inceye düşünme ve bakma.

Dürr: İnci tanesi.

Düşâb: Pekmez.

E

— E —

Ebâtıl: Bâtıl, hurâfe, mantıksız, hakikatsiz şeyler.

Ebnâ-yı mâzi: Mâzinin insanları.

Ebû Tayyib El-Mütenebbi: H. 915-965. Kûfe’de doğdu. Bağdat’ta öldü. Büyük şâir­lerden olup, dîvânı vardır.

Eclâ: Çok âşikâr ve belli.

Ecvibe: Cevablar.

Edeb: Edebiyât. Terbiye.

Efrâd-ı adîde: Çok kalabalık ferdler.

Eğerçi: İse de, olsa da, gerçi, her ne kadar.

Ehaff: Çok hafif ve kolay.

Ehavâtının mâfi'z-zamîrleri: Kardeşlerinin içinde gizli olan şeyler.

Ehl-i gâret: Yağmacı, çapulcu.

Ehl-i hadâret: Şehirlerde yaşayan. Medenî.

Ehl-i hey'et: Astronomlar.

Ehl-i kurâ: Köylerde, kasabalarda yaşayan.

Ehl-i meder: Evde oturan, medenî.

Ehl-i veber ve bâdiye: Çadırda oturan, bedevî Arab, çöl ahâlisi.

Emmâ Ba'dü: “Bundan sonra” mânâ­sına gelmektedir. Bütün İslâmî eserlerde hamd ve salavât gibi bir başlangıçtan sonra “Emmâ ba'dü” denilerek asıl maksada geçilmektedir.

Emsâl: Atasözleri.

Emzice: Mîzâclar.

Enfüsi: İnsanların kendi iç âle­mine ait. Dâhilî.

Enmûzec: Nümûne, hülâsa.

Erakk-ı hissiyat: Duyguların en inceleri. Gizli hisler, ince duygular.

Erbaiyet: Dört olmak.

Esâtîr: (Ustûre’nin C.) Eski zamana ait uydurma hikâyeler. Mitoloji.

Esfel-i sâfilîn-i hısset: Alçaklığın en aşağı derecesi.

Eşi'a: Şuâlar, aydınlıklar.

Evânî: Kaplar.

Evhâmın Müdafaası: Vehimlerin def' edilmesi, kovulması.

Ezâhir-i efkâr: Fikir çiçekleri.

F

— F —

Fahreddin-i Râzî: (M. 1149-1209) Re'y’de doğmuştur. Mefâtihü'l-Gayb isminde meş­hûr büyük bir tefsiri vardır.

Fahrü'l-İslâm: (Pezdevi) Mâ­verâü'n-Nehir’deki Hanefî fu­kahâsının meş­hûr­larındandır. H. 482 tarihinde Semerkant’ta ve­fât etmiştir.

Fasl-ı zamanın sahife-i selâsesi: Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman. (Asr-ı Saâdet’ten evvelki devir, Asr-ı Saâdet ve ondan sonraki zamanlar kasdediliyor)

Febihâ: Ne a'lâ.

Fehvâ: Mefhûm, mânâ.

Feletât: Sürçmeler, falsolar, ace­mîlikler. (Bkz. Hey'etin fele­tâtı)

Fels: Bakır para. (Füls de okunur)

Felsefe-i Beyân: Beyân İlmindeki kaidelerin vaz' ediliş sebeb ve gayelerinin açıklanması.

Fenn-i Beyân: İlm-i Belâğatın üç bölümünden ikinci bölümüdür. İfâde

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.