İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 32 / 188
32

Sekizinci Mukaddime

Sekizinci Mukaddime

Temhîd

Şu gelen uzun mukaddimeden usanma. Zîra nihâyeti, nihâyet derecede mühimdir. Hem de şu gelen mukaddime, her kemâli mahveden ye'si öldürür. Ve herbir saâdetin mâyesi olan ümîdi hayatlandırır. Ve mâzi başkalara ve istikbâl bize olacağına beşâret verir. Taksime râzıyız.

İşte mevzûu, ebnâ-yı mâziyle ebnâ-yı müstakbeli muvâzene etmektir. Hem de mekâtib-i àliyede elif ve bâ okunmuyor. Mâhiyet-i ilim bir dahi olsa, sûret-i tedrîsi başkadır. Evet, mâzi denilen mekteb-i hissiyatla, istikbâl denilen medrese-i efkâr bir tarzda değildir. Evvelâ: Ebnâ-yı mâziden muradım, İslâmlar’ın gayrısından, onuncu asırdan evvel olan kurûn-u vustâ ve ûlâdır. Amma millet-i İslâm, üçyüz seneye kadar mümtâz ve serfirâz ve beşyüz seneye kadar filcümle mazhar-ı kemâldir. Beşinci asırdan onikinci asra kadar, ben, “mâzi”yle tâbir ederim, ondan sonra “müstakbel” derim.

Bundan sonra ma'lûmdur ki: İnsanda müdebbir-i gâlib, ya akıl veya basardır. Tâbir-i diğer ile, ya efkâr veya hissiyattır.

Veyâhut, ya haktır veya kuvvettir.

Veyâhut, ya hikmet veya hükûmettir.

Veyâhut, ya müyûlât-ı kalbiyedir veya temâyülât-ı akliyedir.

Veyâhut, ya hevâ veya hüdâdır. Buna binâen görüyoruz ki: Ebnâ-yı mâzinin bir derece sâfî olan ahlâk ve hàlis olan hissiyatları galebe çalarak, gayr-ı münevver olan efkârlarını istihdam ederek, şahsiyât ve ihtilâfât meydânı aldı. Fakat ebnâ-yı müstakbelin bir derece münevver olan efkârları, heves ve şehvetle muzlim olan hissiyatlarına galebe ederek emrine musahhar eylediğinden, ukûk-u umumiyenin hükümfermâ olacağı muhakkak oldu. İnsaniyet bir derece tecellî etti. Beşâret veriyor ki: Asıl insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyet, semâ-i müstakbelde ve Asya’nın cinânı üzerinde bulutsuz güneş gibi pertev-efşân olacaktır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.