#### Birincisi: “Delil-i inâyet”
BİRİNCİSİ: “Delil-i inâyet” tir ki; menâfi'-i eşyayı ta'dâd eden bütün Âyât-ı Kur'âniye, bu delile îmâ ve şu bürhânı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kâinâtın nizâm-ı ekmelinde riâyet-i mesâlih ve hikemdir. Bu ise, Sâni'in kasd ve hikmetini isbât ve tesâdüf vehmini ortadan nefyediyor.
##### Mukaddime
Mukaddime: Eğer çendan her adam âlemdeki riâyet-i mesâlih ve intizamda istikrâ'-i tâmm edemez ve ihâta edemez; fakat nev'-i beşerdeki telâhuk-u efkâr sâyesinde, kâinâtın herbir nev'ine mahsûs kavâid-i külliye-i muntazamadan ibaret olan bir fen teşekkül etmiş ve etmektedir.
Bununla beraber, bir emirde intizam olmazsa, hüküm, külliyetiyle cereyan edemediği için, kaidenin külliyeti, nev'in hüsn-ü intizamına delildir. Demek; cemî' fünûn-u ekvân, kaidelerin külliyetlerine binâen, istikrâ'-i tâmmla nizâm-ı ekmeli intac eden birer bürhândırlar.
Evet, fünûn-u kâinât, bitamâmihâ mevcûdâtın silsilelerindeki halkalardan asılmış olan mesâlih ve semerâtı ve inkılâbât-ı ahvâlin telâfifinde saklanmış olan hikem ve fevâidi göstermek ile, Sâni'in kasd ve hikmetine parmak ile şehâdet ve işâret ettikleri gibi, şeyâtîn-i evhâma karşı birer necm-i sâkıbdır.
İŞÂRET:
Cehl-i mürekkebi intac eden, nazar-ı sathîyi tevlîd eden ülfetten tecrid-i nazar etsen ve akla karşı sedd-i turuk eden evhâmın âşiyânı olan mümâresât-ı ilzamiyâttan nefsini tahliye etsen; hurdebînî bir hayvanın sûreti altında olan makine-i dakîka-i bedîa-i İlâhiye’nin şuûrsuz, mecrâ ve mahrekleri tahdid olunmayan ve imkânâtında evleviyet olmayan esbâb-ı basîta-i câmide-i tabîiyeden husûl-pezir ve o destgâhın masnû'u olduğunu kendi nefsini kandırıp mutmain ve iknâ edemezsin. Meğer herbir zerrede, Eflâtun kadar bir şuûr ve Calinos kadar bir hikmeti isbât ettikten sonra, zerrât-ı sâire ile vâsıtasız muhâbereyi i'tikàd ve esbâb-ı tabîiyenin üssü'l-esâsı hükmünde olan cüz'-ü lâyetecezzâdaki kuvve-i câzibe ve kuvve-i
