İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 176 / 188
176

hâtıra gelince hiçbir delil ve emâreye ihtiyaç olmadan o şeyle beraber düşünülmesi zarûrî olan diğer bir şey. Meselâ: İnsan denildiği zaman, kàbi­liyet-i ilim ve san'at akla gelmesi gibi...

Lem'a-nisâr: Parlaklık saçma.

Lenger-endâz: Demir atmış, demirlemiş.

Levâzım: (Lâzım’ın C.) Bir şeyden asla ayrılmayan şeyler. Bir işte beraber bulunmasına ihtiyaç olan şeyler.

Leyte: Keşke olsaydı, ne olaydı.

M

— M —

Maâşen: Yaşayış bakımından.

Mâbihi'l-imtiyaz: Kendisi ile imtiyaz kazanılan şey.

Mağlata: Zihni yanıltmak için ustaca ve şeytancasına söylenen boş, asılsız ve karıştırıcı söz.

Mağlata-i vehmiye: Vehmin, insanı yanıltmak için yanlışı doğru göstermesi.

Mağmure: Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen.

Mağz: Öz, iç, lübb.

Mahâmil-i Sahîha: Bir söze yüklenen sahih, doğru ve güvenilir mânâlar.

Mahv ve sekir: Fenâ fillâh makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu manevî hâlin zevk ve te'sirinden rûhî bir coşkunlukla kendinden geçme hâli.

Mahkî-anh: Kendisinden bahsedilen.

Mahmil: (C. Mahâmil) Bir ibareye hamledilen mânâ ihtimallerinden herbirisi.

Mahmül: Bir cümlede fâile yükletilen işi, oluşu veya hâli gösteren fiil. Mantıkta, müsned. Meselâ: İnsan nâtıktır, cümlesinde “insan” mevzû, “nâtık” mahmûldür. Burada “nâtık” (konuşan) vasfı, insan kelimesine hamledilmiş, yükletilmiştir.

Mahrek-i Senevî: Medâr. Bir seyyârenin bağlı olduğu kürenin etrafında dönmesiyle hâsıl olan farazî dâire.

Mâil-i Kamer: Ayın yörüngesi. Ayın dünya etrafında dolaştığı dâire. Ayın mahreki.

Mâile: Eğri, eğilmiş.

Maksad ve müstakarrın temeyyüzü: Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.

Ma'kud: Bağlı.

Manahnü fîh: Üzerinde durduğumuz şey. Mes'elemiz.

Ma'raz-ı Kelâm: Kelâmın teşhîrgâhı. (Kitaplar)

Mâsadak: Bir sözü veya hükmü tasdik eden husus, vaziyet, hâdise. Mânânın ferdlerine de mâsadak denilebilir.

Masdar: Bir şeyin sudûr ettiği, çıktığı yer, kaynak, menba', temel.

Matmah-ı nazar: Hırs, tamah veya dikkatle bakılan şey veya yer.

Mâverâ: Geri, ard, arka.

Mazanne: (Mazınne) Herhangi bir mânâ veya vasfın kendisinde var olduğu zan ve tahmin olunan yer veya kimse.

Mebâdî: Mebde'ler. Bir şeyi neticeye ulaştıran mukaddimeler. İlk unsurlar. (Bkz. Tekem­mül-ü mebâdî)

Meder: Çakıl taşı.

Mefâhim: Anlaşılan mânâ ve mefhûm­lar.

Mehâlik: Tehlikeler, tehlikeli işler.

Mekâtı': (Makta’ın C.) Kelâmın sonları. Şiirin durak yerleri.

Meknûn: Gizli, örtülü.

Mele-i a'lâ: Melekler âlemi. Kerrûbiyûn ve melekler cemâati.

Me'lûf: Alışılmış, huy edinilmiş, ülfet olunmuş.

Me'mun: (M. 786-833) Abbâsî Halifesi Hârun Reşid’in oğludur. Zamanında Yunan felsefesi Arapça’ya tercüme edilmiştir.

Menâr: Işık tutucu.

Mensûbât: Nisbet ve isnâd edilen şeyler.

Mensûh: Neshedilmiş, hükmü yürürlükten kaldırılmış.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.