hâtıra gelince hiçbir delil ve emâreye ihtiyaç olmadan o şeyle beraber düşünülmesi zarûrî olan diğer bir şey. Meselâ: İnsan denildiği zaman, kàbiliyet-i ilim ve san'at akla gelmesi gibi...
Lem'a-nisâr: Parlaklık saçma.
Lenger-endâz: Demir atmış, demirlemiş.
Levâzım: (Lâzım’ın C.) Bir şeyden asla ayrılmayan şeyler. Bir işte beraber bulunmasına ihtiyaç olan şeyler.
Leyte: Keşke olsaydı, ne olaydı.
M
— M —
Maâşen: Yaşayış bakımından.
Mâbihi'l-imtiyaz: Kendisi ile imtiyaz kazanılan şey.
Mağlata: Zihni yanıltmak için ustaca ve şeytancasına söylenen boş, asılsız ve karıştırıcı söz.
Mağlata-i vehmiye: Vehmin, insanı yanıltmak için yanlışı doğru göstermesi.
Mağmure: Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen.
Mağz: Öz, iç, lübb.
Mahâmil-i Sahîha: Bir söze yüklenen sahih, doğru ve güvenilir mânâlar.
Mahv ve sekir: Fenâ fillâh makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu manevî hâlin zevk ve te'sirinden rûhî bir coşkunlukla kendinden geçme hâli.
Mahkî-anh: Kendisinden bahsedilen.
Mahmil: (C. Mahâmil) Bir ibareye hamledilen mânâ ihtimallerinden herbirisi.
Mahmül: Bir cümlede fâile yükletilen işi, oluşu veya hâli gösteren fiil. Mantıkta, müsned. Meselâ: İnsan nâtıktır, cümlesinde “insan” mevzû, “nâtık” mahmûldür. Burada “nâtık” (konuşan) vasfı, insan kelimesine hamledilmiş, yükletilmiştir.
Mahrek-i Senevî: Medâr. Bir seyyârenin bağlı olduğu kürenin etrafında dönmesiyle hâsıl olan farazî dâire.
Mâil-i Kamer: Ayın yörüngesi. Ayın dünya etrafında dolaştığı dâire. Ayın mahreki.
Mâile: Eğri, eğilmiş.
Maksad ve müstakarrın temeyyüzü: Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.
Ma'kud: Bağlı.
Manahnü fîh: Üzerinde durduğumuz şey. Mes'elemiz.
Ma'raz-ı Kelâm: Kelâmın teşhîrgâhı. (Kitaplar)
Mâsadak: Bir sözü veya hükmü tasdik eden husus, vaziyet, hâdise. Mânânın ferdlerine de mâsadak denilebilir.
Masdar: Bir şeyin sudûr ettiği, çıktığı yer, kaynak, menba', temel.
Matmah-ı nazar: Hırs, tamah veya dikkatle bakılan şey veya yer.
Mâverâ: Geri, ard, arka.
Mazanne: (Mazınne) Herhangi bir mânâ veya vasfın kendisinde var olduğu zan ve tahmin olunan yer veya kimse.
Mebâdî: Mebde'ler. Bir şeyi neticeye ulaştıran mukaddimeler. İlk unsurlar. (Bkz. Tekemmül-ü mebâdî)
Meder: Çakıl taşı.
Mefâhim: Anlaşılan mânâ ve mefhûmlar.
Mehâlik: Tehlikeler, tehlikeli işler.
Mekâtı': (Makta’ın C.) Kelâmın sonları. Şiirin durak yerleri.
Meknûn: Gizli, örtülü.
Mele-i a'lâ: Melekler âlemi. Kerrûbiyûn ve melekler cemâati.
Me'lûf: Alışılmış, huy edinilmiş, ülfet olunmuş.
Me'mun: (M. 786-833) Abbâsî Halifesi Hârun Reşid’in oğludur. Zamanında Yunan felsefesi Arapça’ya tercüme edilmiştir.
Menâr: Işık tutucu.
Mensûbât: Nisbet ve isnâd edilen şeyler.
Mensûh: Neshedilmiş, hükmü yürürlükten kaldırılmış.
