Menşûr-u mukaddes: Mukaddes fermân (Kelime-i şehâdet kasdedilmektedir)
Mercû: Ricâ olunan, ümîd edilen.
Mermüze: Dolaylı yoldan işâret ve remizle anlatılmış.
Mesaha: Genişlik ölçme. Genişlik.
Mesâk-ı kelâm: Kelâmın sevk edildiği yer, maksad.
Mesâmât: Delikler, gözenekler.
Mesîl-i garazda sedâd: Maksadın mecrâında istikamet üzere olup sağa-sola sapmamak.
Meslek-i müteassife: Sapık meslek.
Mesnevî: Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin Farsça te'lif ettiği altı cildlik manzûm eseri. Birçok ulvî hakikatler, temsîlî hikâyelerle anlatılmaktadır.
Mesûk-u Lehü'l-kelâm: Kelâmın söyleniş gayesi, garazı ve maksadı.
Meşşâta: Süsleyen, tarayan.
Mevâkıf: Abdurrahman İci’nin te'lif ettiği meşhûr bir kelâm kitabıdır. Birçok şerhleri yapılmıştır.
Mevcûd-u haricî: Maddî vücûdu bulunan eşya.
Mevkib-i ikbâl: Tâlihli kafile.
Mevzû: Bkz. Mahmûl.
Meylü't-tezeyyüd: Tekellüfle sözü uzatma, artırma arzusu.
Mezbûr: Mezkûr, yukarıda bahsi geçmiş olan.
Mıntıkatü'l-bürûc: Burçlar mıntıkası, oniki burcun bulunduğu “tutulma” dâiresi.
Mısdak: Bir şeyin doğru olduğunu isbâta yarayan şey.
Minhâc: Meslek, yol.
Min haysü la yeş'ur: Nereden ve ne sebeble geleceği hissedilmeksizin.
Mîsâk-ı ezeliye: (Bezm-i Elest veya Kàlû-Belâ ile de tâbir edilir) Ezelî sözleşme. Allah’ın rûhları yarattığı zaman, onlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediğinde, onların: “Evet Rabbimizsin.” diye cevab vermeleri hâdisesi.
Misbâh: Lamba, kandil.
Mistar: Yazının veya herhangi bir şeklin düzgün çizilmesine yarayan âlet.
Mişkât: Kandil.
Muâteb: Azarlanmış, itâb olunmuş.
Muhâkât etmek: Taklid etmek, benzerini yapmak.
Muhâkî: Benzer.
Muhakkìk: Bir şeyin iç yüzünü inceleyerek vâkıf olan. Hakikatlere hakkıyla vâkıf olan büyük İslâm Âlimi.
Muhakkìkin-i Sofiye: Tasavvuf ilminin hakikatine vâkıf olarak gerçek mârifete eren yüksek âlimler.
Muhtelefün Fîhâ: Hakkında ihtilâf olunan mes'ele.
Muhtelle: Bozuk, nizâmsız, karışık.
Muhtera': Yoktan var edilmiş, icâd edilmiş.
Mukaddimât-ı İsnâ Aşer: Oniki mukaddime.
Mukannin: Kanun koyan, intizama koyan.
Mumâtala: Karşılıklı mübâhase tarzında konuşmak.
Munsarif: Geri dönen. Gr. Yerine göre her türlü hareke alabilen kelime.
Musaddak-gerde-i erbâb-ı basîret: Erbâb-ı basîretin tasdik ve kabûlüne mazhar olmuş.
Mutaffifin: Ticârette noksan veren, hakkını tam vermeyen.
Mutasallıf: Bilgiçlik ve haddinden fazla incelik taslayan, şarlatan.
Mu'tekadât-ı hissiye: Hislerle kazanılan i'tikàdlar, inançlar.
Muttala': Ittılâ'dan ism-i mekândır. Ittılâ' olunacak semt ve mahal. Bir işin, başlanacak ve onu kolaylaştıracak münâsib yer. Yüksek yerden aşağıya bakıp muttali' olunacak mevzie denir. Kamus tercümesinden kısmen alınan şu ma'lûmât var: “Nâzil olan herbir âyet, bir vech-i zâhirîyi
