İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 177 / 188
177

Menşûr-u mukaddes: Mukaddes fermân (Kelime-i şehâdet kasdedilmektedir)

Mercû: Ricâ olunan, ümîd edilen.

Mermüze: Dolaylı yoldan işâret ve remizle anlatılmış.

Mesaha: Genişlik ölçme. Genişlik.

Mesâk-ı kelâm: Kelâmın sevk edildiği yer, maksad.

Mesâmât: Delikler, gözenekler.

Mesîl-i garazda sedâd: Maksadın mec­râında istikamet üzere olup sağa-sola sapmamak.

Meslek-i müteassife: Sapık meslek.

Mesnevî: Mevlâna Celâleddin-i Rû­mî’nin Farsça te'lif ettiği altı cildlik manzûm eseri. Birçok ulvî hakikatler, temsîlî hikâ­yelerle anlatılmaktadır.

Mesûk-u Lehü'l-kelâm: Kelâ­mın söyleniş gayesi, garazı ve maksadı.

Meşşâta: Süsleyen, tarayan.

Mevâkıf: Abdurrahman İci’nin te'lif ettiği meşhûr bir kelâm kitabıdır. Birçok şerhleri yapılmıştır.

Mevcûd-u haricî: Maddî vücûdu bulunan eşya.

Mevkib-i ikbâl: Tâlihli kafile.

Mevzû: Bkz. Mahmûl.

Meylü't-tezeyyüd: Tekellüfle sözü uzatma, artırma arzusu.

Mezbûr: Mezkûr, yukarıda bahsi geçmiş olan.

Mıntıkatü'l-bürûc: Burçlar mıntıkası, oniki burcun bulunduğu “tutulma” dâiresi.

Mısdak: Bir şeyin doğru olduğunu isbâ­ta yarayan şey.

Minhâc: Meslek, yol.

Min haysü la yeş'ur: Nereden ve ne sebeble geleceği hissedilmeksizin.

Mîsâk-ı ezeliye: (Bezm-i Elest veya Kàlû-Belâ ile de tâbir edilir) Ezelî sözleşme. Allah’ın rûhları yarattığı zaman, onlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediğinde, onların: “Evet Rabbimizsin.” diye cevab vermeleri hâdisesi.

Misbâh: Lamba, kandil.

Mistar: Yazının veya herhangi bir şeklin düzgün çizilmesine yarayan âlet.

Mişkât: Kandil.

Muâteb: Azarlanmış, itâb olunmuş.

Muhâkât etmek: Taklid etmek, benzerini yapmak.

Muhâkî: Benzer.

Muhakkìk: Bir şeyin iç yüzünü inceleyerek vâkıf olan. Hakikatlere hakkıyla vâkıf olan büyük İslâm Âlimi.

Muhakkìkin-i Sofiye: Tasavvuf ilminin hakikatine vâkıf olarak gerçek mârifete eren yüksek âlimler.

Muhtelefün Fîhâ: Hakkında ihtilâf olunan mes'ele.

Muhtelle: Bozuk, nizâmsız, karışık.

Muhtera': Yoktan var edilmiş, icâd edilmiş.

Mukaddimât-ı İsnâ Aşer: Oniki mukaddime.

Mukannin: Kanun koyan, intizama koyan.

Mumâtala: Karşılıklı mübâhase tarzında konuşmak.

Munsarif: Geri dönen. Gr. Yerine göre her türlü hareke alabilen kelime.

Musaddak-gerde-i erbâb-ı ba­sîret: Erbâb-ı basîretin tasdik ve kabûlüne mazhar olmuş.

Mutaffifin: Ticârette noksan veren, hakkını tam vermeyen.

Mutasallıf: Bilgiçlik ve haddinden fazla incelik taslayan, şarlatan.

Mu'tekadât-ı hissiye: Hislerle kazanılan i'tikàdlar, inançlar.

Muttala': Ittılâ'dan ism-i mekân­dır. Ittılâ' olunacak semt ve mahal. Bir işin, başlanacak ve onu kolaylaştıracak münâsib yer. Yüksek yerden aşağıya bakıp muttali' olunacak mevzie denir. Kamus tercümesinden kısmen alınan şu ma'lû­mât var: “Nâzil olan herbir âyet, bir vech-i zâhirîyi

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.