İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 178 / 188
178

ve bir vech-i bâtinîyi müştemildir. Ve bunlardan herbirinin bir haddi ve her haddin bir muttala' olacak semt ve mahalli vardır ki, onu bilmeye, o semt ve mahalden hareket edilir.”

Mübâlağa-cûyane: Haddini aşarak izâh edercesine. Mübâla­ğa edercesine.

Mübâşeret: Bizzat meşgul olma. Temâs etme.

Mübâyenet-i cevheriye: Her nev'in cevherinin ve fıtrat-ı asliyesinin birbirinden farklı ve ayrı oluşu.

Mücâzefe: Söz ile karşısındakinin hakkını örtmek, aldatmak. Fık. Tartıp ölçmeden göz kararı ile yapılan tahminî satış. Götürü almak, toptan satmak.

Mücerredât-ı sırfe: Mücerredin tâ kendisi, en mücerred olan. Mücerred ise, felsefede; maddî mevcûdlardan ayrı olarak sâdece zihinde düşünülen veya nisbetle bilinen mefhûmlar. Bunun zıddı müşahhastır ki; eşyanın bütün vasıflarıyla zihinde ve hàriçte husûlüdür.

Müdevveriyet: Yuvarlaklık.

Müeyyed min İndillâh: Allah tarafından te'yid edilen.

Mühezzebe: Islah edilmiş, lüzumsuzu çıkarılarak temizlenmiş.

Mükâbere: Münâkaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma.

Mühec: Rûhlar, canlar.

Mülâbeset: Karışma, münâsebet, ihtilât.

Mültekâ: Kavuşup buluşulan yer. Kavşak.

Mümâresât-ı ilzamiyât: Sırf hakkı ka­bûl etmemek için karşısındakini ilzam etmeğe çalışma gayretleri.

Mümâs: Temâs eden, dokunan.

Mümâşât: Birlikte hoş geçinmek. Bir maslahat yolunu takib etmek. Meslek işlerinde tesviye, tervîc ve idare etmek. Karışmamak. Başkalarının zarar vermeyen fikirlerine uyarcasına hareket etmek ve sulh u salâh üzere durmak. Uygunluk.

Mümehhed: Hazırlanmış, tanzim ve tasfiye olunmuş.

Mümevveh: Sahte, bâtıl.

Mümidd: Yardım eden, imdâd eden. Uzatan, uzatıcı.

Münâfât: Bir birinin aksine olmak, aykırılık.

Mün'atıf: Bir tarafa doğru teveccüh etmiş, meyletmiş.

Münekker: Bilinmeyen, mechûl.

Münhaniye: Eğri ve çarpık.

Münhasif: Gölgelenip sönükleşen. Görünmez hâle gelen. (Ay için kullanılır)

Müntefî: Sönen, yok olan.

Mürekkeb: Terkîb edilmiş, birkaç maddeden yapılmış, tahlili mümkün olan. Basit olmayan.

Müsâvât ve muvâzene-i etvâr: Bir kimsenin tavır ve hareketlerinin ölçülü ve dengeli olması.

Müsebbıt: Ayak kaydıran, tehlikeye atan. İşten alıkoyup geciktirmek.

Müselleme: Doğruluğu şeksiz kabûl edilen, emniyet ve i'ti­mâd edilen.

Müstantık: Soran, suâl eden, sorgu hâkimi.

Müstedîr: Dâire şeklinde olan.

Müstemid: Yardım isteyen, meded isteyen.

Müstemirre: Sağlam bir şekilde devamlı ve değişmez bir hâle gelen.

Müstetbeât: Söze, kelâma tâbi olan mânâlar... Sözdeki telvihler, telmihler gibi.

Müsül-ü faraziye: Farazî tem­sîller, hikâyeler.

Müşâğabe: Aldatma. Fels. Mü­nâkaşayı gaye sayanların yo­lu ve usûlü.

Müşâhhat: Kavga etmek, nizâ' etmek, çekişmek.

Müşâkil: Şeklen benzer.

Müşeyyed: Tahkîm edilmiş, kuvvetli kılınmış, muhkem.

Müşkülât-ı Kur'âniye: Mânâ­sının incelik ve derinliği veya istiâre-i bedîiye

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.