ve bir vech-i bâtinîyi müştemildir. Ve bunlardan herbirinin bir haddi ve her haddin bir muttala' olacak semt ve mahalli vardır ki, onu bilmeye, o semt ve mahalden hareket edilir.”
Mübâlağa-cûyane: Haddini aşarak izâh edercesine. Mübâlağa edercesine.
Mübâşeret: Bizzat meşgul olma. Temâs etme.
Mübâyenet-i cevheriye: Her nev'in cevherinin ve fıtrat-ı asliyesinin birbirinden farklı ve ayrı oluşu.
Mücâzefe: Söz ile karşısındakinin hakkını örtmek, aldatmak. Fık. Tartıp ölçmeden göz kararı ile yapılan tahminî satış. Götürü almak, toptan satmak.
Mücerredât-ı sırfe: Mücerredin tâ kendisi, en mücerred olan. Mücerred ise, felsefede; maddî mevcûdlardan ayrı olarak sâdece zihinde düşünülen veya nisbetle bilinen mefhûmlar. Bunun zıddı müşahhastır ki; eşyanın bütün vasıflarıyla zihinde ve hàriçte husûlüdür.
Müdevveriyet: Yuvarlaklık.
Müeyyed min İndillâh: Allah tarafından te'yid edilen.
Mühezzebe: Islah edilmiş, lüzumsuzu çıkarılarak temizlenmiş.
Mükâbere: Münâkaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma.
Mühec: Rûhlar, canlar.
Mülâbeset: Karışma, münâsebet, ihtilât.
Mültekâ: Kavuşup buluşulan yer. Kavşak.
Mümâresât-ı ilzamiyât: Sırf hakkı kabûl etmemek için karşısındakini ilzam etmeğe çalışma gayretleri.
Mümâs: Temâs eden, dokunan.
Mümâşât: Birlikte hoş geçinmek. Bir maslahat yolunu takib etmek. Meslek işlerinde tesviye, tervîc ve idare etmek. Karışmamak. Başkalarının zarar vermeyen fikirlerine uyarcasına hareket etmek ve sulh u salâh üzere durmak. Uygunluk.
Mümehhed: Hazırlanmış, tanzim ve tasfiye olunmuş.
Mümevveh: Sahte, bâtıl.
Mümidd: Yardım eden, imdâd eden. Uzatan, uzatıcı.
Münâfât: Bir birinin aksine olmak, aykırılık.
Mün'atıf: Bir tarafa doğru teveccüh etmiş, meyletmiş.
Münekker: Bilinmeyen, mechûl.
Münhaniye: Eğri ve çarpık.
Münhasif: Gölgelenip sönükleşen. Görünmez hâle gelen. (Ay için kullanılır)
Müntefî: Sönen, yok olan.
Mürekkeb: Terkîb edilmiş, birkaç maddeden yapılmış, tahlili mümkün olan. Basit olmayan.
Müsâvât ve muvâzene-i etvâr: Bir kimsenin tavır ve hareketlerinin ölçülü ve dengeli olması.
Müsebbıt: Ayak kaydıran, tehlikeye atan. İşten alıkoyup geciktirmek.
Müselleme: Doğruluğu şeksiz kabûl edilen, emniyet ve i'timâd edilen.
Müstantık: Soran, suâl eden, sorgu hâkimi.
Müstedîr: Dâire şeklinde olan.
Müstemid: Yardım isteyen, meded isteyen.
Müstemirre: Sağlam bir şekilde devamlı ve değişmez bir hâle gelen.
Müstetbeât: Söze, kelâma tâbi olan mânâlar... Sözdeki telvihler, telmihler gibi.
Müsül-ü faraziye: Farazî temsîller, hikâyeler.
Müşâğabe: Aldatma. Fels. Münâkaşayı gaye sayanların yolu ve usûlü.
Müşâhhat: Kavga etmek, nizâ' etmek, çekişmek.
Müşâkil: Şeklen benzer.
Müşeyyed: Tahkîm edilmiş, kuvvetli kılınmış, muhkem.
Müşkülât-ı Kur'âniye: Mânâsının incelik ve derinliği veya istiâre-i bedîiye
