C
— C —
Carlyle (Karlayl): M. 1795-1880 İskoçya’da doğdu. Tarihçi ve filozoftur. Verdiği serî konferanslarından birinde Peygamber Efendimizi medhetmiştir.
Cedâvil: Cetveller. Su kanalları.
Celâlet: Büyüklük, azamet.
Cevher: Bir şeyin o olmasını te'min eden esâsı, mayası, özü ve aslı.
Ciğer-şikâf: Ciğer parçalayan, çok acı veren.
Cihetü'l-Vahdet: Birlik ciheti. Ayrı ayrı şeylerin birleştikleri, müşterek oldukları cihet.
Cilveger: Cilve ve nâz eden.
Cüz'-ü Lâyetecezzâ: Bir daha bölünemeyen en küçük parça. Atom.
Ç
— Ç —
Çak: Parça. Yarık, çatlak.
Çal at: Hareketli, yerinde duramayıp şahlanan at.
Çele-çepe: Sağa-sola.
Çiznok: Kürtçede küçük tane.
D
— D —
Dahîl: Bir işe salâhiyeti ve hakkı olmadan hàriçten giren, yabancı.
Dahiye-i edeb: Edebiyâtta dâhî olan, eşine az rastlanan büyük edîb.
Dâll bilfehvâ: Kelâmın, mefhûmu ile delâlet etmesi.
Dâll bil'ibare: İbarenin zâhiri ile delâlet etmesi.
Dâll bil'iktiza: Kelâmın, zarûrî olarak ve gerektirmesi ile delâlet etmesi.
Dâll bil'işâret: Kelâmın işâret yoluyla delâlet etmesi.
Dekk: Ufalanmak, parça parça olmak.
Delâlet-i selâse: Üç çeşit delâlet. Delâlet-i mutâbıkıye, Delâlet-i tazammuniye, Delâlet-i iltizamiye.
1- Delâlet-i mutâbıkıye: Bir kelâmın vaz'olunduğu, yani kasdedilen mânânın tamamına delâletidir. Meselâ: İnsan lafzı, insanın tam mâhiyeti olan, hayvan-ı nâtık, (yani; konuşan, hayat sâhibi varlık) mânâsına delâleti gibi.
2- Delâlet-i tazammuniye: Bir lafzın vaz'olunduğu mânânın bir cüz'üne delâletidir.
3- Delâlet-i iltizamiye: Bir lafzın vaz'olunduğu mânânın lâzımına, yani o mânâ ile beraber bulunması zarûrî olan diğer bir mânâya delâletidir. Mezkûr delâlet-i selâseye ait şöyle bir misâl dahi verilir: “Zekât, Müslümanların fakirlerine verilir, hiçbir zengine verilmez.” ibaresi, zekâtın yalnız Müslüman fakirlere verileceğine delâlet-i mutâbıkıye ile, zengin olan Ahmed ve Mehmed gibi belli şahıslara verilemeyeceğine delâlet-i tazammuniye ile, zekât hususunda zenginler ile fakirler arasında fark bulunduğuna da delâlet-i iltizamiye ile delâlet eder.
Delil-i ihtirâ': Cenâb-ı Hakk’ın yoktan icâd ederek yarattığı şeylerin mükemmel ve maslahatlı olarak hiçlikten yaratılışları ile vücûd-u İlâhiyeye delâletleri.
Delv burcu: Kova burcu.
Dest be-dest: El ele.
Deste-dad-ı teslîm: Teslîm elini veren, itâat eden, uyan.
Destgâh: Tezgâh.
Dev: Şeytan, ifrit, cin.
Deverân: Birinin diğerine illet ve sebeb zannedilecek şekilde iki şeyin devamlı sûrette beraber var veya yok olması. İktiran.
Devir: Bir şeyin vücûdu veya hakkâniyeti, ikinci bir şeyin vücûduna veya hakkâniyetine mütevakkıf olması ki, bir şey varken yokluğunu, yokken varlığını kabûl etmek lâzım gelir. Bu ise muhâldir ve devr-i bâtıldır. Meselâ: Bu yumurtayı yapan
