İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 169 / 188
169

C

— C —

Carlyle (Karlayl): M. 1795-1880 İskoçya’da doğdu. Tarihçi ve filozoftur. Verdiği serî konferanslarından birinde Peygamber Efendimizi medhetmiştir.

Cedâvil: Cetveller. Su kanalları.

Celâlet: Büyüklük, azamet.

Cevher: Bir şeyin o olmasını te'min eden esâsı, mayası, özü ve aslı.

Ciğer-şikâf: Ciğer parçalayan, çok acı veren.

Cihetü'l-Vahdet: Birlik ciheti. Ayrı ayrı şeylerin birleştikleri, müşterek oldukları cihet.

Cilveger: Cilve ve nâz eden.

Cüz'-ü Lâyetecezzâ: Bir daha bölünemeyen en küçük parça. Atom.

Ç

— Ç —

Çak: Parça. Yarık, çatlak.

Çal at: Hareketli, yerinde duramayıp şahlanan at.

Çele-çepe: Sağa-sola.

Çiznok: Kürtçede küçük tane.

D

— D —

Dahîl: Bir işe salâhiyeti ve hakkı olmadan hàriçten giren, yabancı.

Dahiye-i edeb: Edebiyâtta dâhî olan, eşine az rastlanan büyük edîb.

Dâll bilfehvâ: Kelâmın, mef­hûmu ile delâlet etmesi.

Dâll bil'ibare: İbarenin zâhiri ile delâlet etmesi.

Dâll bil'iktiza: Kelâmın, zarûrî olarak ve gerektirmesi ile delâlet etmesi.

Dâll bil'işâret: Kelâmın işâret yoluyla delâlet etmesi.

Dekk: Ufalanmak, parça parça olmak.

Delâlet-i selâse: Üç çeşit delâlet. Delâlet-i mutâbıkıye, Delâlet-i tazammuniye, Delâlet-i iltizamiye.

1- Delâlet-i mutâbıkıye: Bir kelâ­mın vaz'olunduğu, yani kasdedilen mânânın tamamına delâletidir. Meselâ: İnsan lafzı, insanın tam mâ­hiyeti olan, hayvan-ı nâtık, (yani; konuşan, hayat sâhibi varlık) mânâsına delâleti gibi.

2- Delâlet-i tazammuniye: Bir lafzın vaz'olunduğu mânânın bir cüz'üne delâletidir.

3- Delâlet-i iltizamiye: Bir lafzın vaz'olunduğu mânânın lâzımına, yani o mânâ ile beraber bulunması zarûrî olan diğer bir mânâya delâletidir. Mezkûr delâlet-i selâseye ait şöyle bir misâl dahi verilir: “Zekât, Müslümanların fakirlerine verilir, hiçbir zengine verilmez.” ibaresi, zekâtın yalnız Müslüman fakirlere verileceğine delâlet-i mutâbıkıye ile, zengin olan Ahmed ve Mehmed gibi belli şahıslara verilemeyeceğine delâlet-i tazammuniye ile, zekât hususunda zenginler ile fakirler arasında fark bulunduğuna da delâlet-i iltizamiye ile delâlet eder.

Delil-i ihtirâ': Cenâb-ı Hakk’ın yoktan icâd ederek yarattığı şeylerin mükemmel ve maslahatlı olarak hiçlikten yaratılışları ile vücûd-u İlâhiyeye delâletleri.

Delv burcu: Kova burcu.

Dest be-dest: El ele.

Deste-dad-ı teslîm: Teslîm elini veren, itâat eden, uyan.

Destgâh: Tezgâh.

Dev: Şeytan, ifrit, cin.

Deverân: Birinin diğerine illet ve sebeb zannedilecek şekilde iki şeyin devamlı sûrette beraber var veya yok olması. İktiran.

Devir: Bir şeyin vücûdu veya hakkâ­niyeti, ikinci bir şeyin vücûduna veya hakkâniyetine mütevakkıf olması ki, bir şey varken yokluğunu, yokken varlığını kabûl etmek lâzım gelir. Bu ise muhâldir ve devr-i bâ­tıldır. Meselâ: Bu yumurtayı yapan

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.