İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 60 / 188
60

Dördüncü Mes'ele

Dördüncü Mes'ele

SEDD-İ ZÜLKARNEYN’DIR

Nasıl bildin ki: Bir şeyin vücûdunu bilmek, o şeyin keyfiyet ve mâhiyetini bilmekten ayrıdır.

Hem de, bir kaziye çok ahkâmı tazammun eder. O ahkâmın bazısı zarûrî ve bazısı dahi nazarî ve “muhtelefün fîhâ”dır.

Hem de ma'lûmdur.. bir müteannid ve mukallid bir sâil, imtihan cihetiyle, bir kitapta gördüğü bir mes'eleyi –eğerçi bir derece de muharref olsa– bir adamdan suâl etse, tâ gaybda olan ma'lûmuna cevab verse, o cevab iki cihetle doğrudur: Ya doğrudan doğruya cevab verse veyâhut sâil-i müteannidin ma'lûmuna, ya bizzat veya te'vil ile cevab-ı muvâfık veriyor. İkisi de doğrudur. Demek bir cevab, hem vâkii râzı eder, zîra haktır; hem sâili iknâ eder, zîra eğerçi murad değilse ma'lûmuna tatbik eder. Hem makamın hâtırını dahi kırmıyor, zîra, cevapta ukde-i hayatiyeyi derc eder ki; makàsıd-ı kelâm ondan istimdâd-ı hayat eder.

İşte, cevab-ı Kur'ân dahi böyledir. Bundan sonra zarûrî ve gayr-ı zarûrîyi tefrik edeceğiz. İşte cevab-ı Kur'ânîde mefhûm olan zarûrî hükümler ki, inkârı kabûl etmez. Şudur:

Zülkarneyn, “müeyyed-min-indillâh” bir şahıstır. Onun irşad ve tertibiyle, iki dağ arasında bir sed bina edilmiştir; zâlimlerin ve bedevîlerin def'-i fesâdları için...

Ve ye'cüc-me'cüc iki müfsid kabiledirler. Emr-i İlâhî geldiği vakit sed harâb olacaktır, ilâ âhirihî... Bu kıyâs ile, ona Kur'ân delâlet eden hükümler, Kur'ân’ın zarûriyâtındandırlar. Bir harfin inkârı dahi kàbil değildir. Fakat o mevzuât ve mahmûlâtın keyfiyâtlarının teşrîhâtları ve mâhiyetlerinin hududu ise; Kur'ân onlara kat'iyyü'd-delâlet değildir. Belki, “Âmm hàssa, delâlet-i selâseden hiçbirisiyle delâlet etmez.” kaidesiyle ve mantıkta beyân olunduğu gibi, “Bir hüküm, mevzû ve mahmûlün vechün-mâ ile tasavvur etmek,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.