kâfî olduğu”nun düsturuyla sâbittir ki: Kur'ân onlara delâlet etmez. Fakat kabûl edebilir. Demek o teşrîhât, ahkâm-ı nazariyedendir. Başka delâile muhavveldir. İctihâdın mazannesidir. Onda te'vil için mecâl vardır. Muhakkìkînin ihtilâfâtı, nazariyetine delildir.
Fakat vâ-esefâ!.. Cevabın suâle, her cihetle lüzum-u mutâbakatın tahayyülüyle, suâldeki halele ehemmiyet vermeyerek, cevabın zarûrî ve nazarî olan hükümlerini, birden me'haz-i sâilden ve menbit-i suâlden hûşe-çîn olup, alıp müfessir oldular. Yok, belki müevvil, yok belki mâsadak-ı mânâ yerine mânâ gösterdiler. Yok, belki mâsadakı olmak câiz ve bir derece mümkün olan şeyi, medlûl ve mefhûm olarak te'vil ettiler. Hâlbuki Üçüncü Mukaddime’nin sırrıyla, zâhir-perestler kabûl ederek ve muhakkìkîn dahi hikâyât gibi ehemmiyetsiz olduğundan, tenkidsiz şu te'vili dinlediler. O teşrîhâtı, muharref olan Tevrat ve İncil’de olduğu gibi kabûl ederse, akîde-i ehl-i sünnet ve cemâatte olan masûmiyet-i enbiyâya muhâlefet oluyor. Kıssa-i Lût ve Dâvud Aleyhimesselâm, buna iki şâhiddir.
Vaktâ ki, keyfiyette ictihâd ve te'vilin mecâli vardır, ben de bitevfîkillâh derim: İ'tikàd-ı Câzim, Hudâ ve Peygamberimiz’in muradlarına kat'iyyen vâcibdir, zîra, zarûriyât-ı diniyedendir. Fakat murad hangisidir, muhtelefün fîh’tir. Şöyle:
Zülkarneyn, İskender demem, zîra isim bırakmaz. Bazı müfessir, melik.. –lâm’ın kesriyle– bazı, melek.. –lâm’ın fethiyle– bazı, nebî.. bazı, velî.. ilâahir demişlerdir. Herhalde Zülkarneyn, müeyyed-min-indillâh ve seddin binasına mürşid bir şahıstır.
Amma sed ise: Bazı müfessir, sedd-i Çin.. ve bazı müfessir, başka yerde cebelleşmiş.. ve bazı müfessir, sedd-i mahfîdir, inkılâb ve ahvâl-i âlem setreylemiştir.. ve bazı ve bazı.. demişlerdir, demişlerdir... Her hâlde müfsidlerin def'-i şerleri için bir redm-i azîm ve cesîm bir duvardır.
Amma ye'cüc-me'cüc: Bazı müfessir, veled-i Yâfes’ten iki kabile.. ve bazı diğer, Moğol ve Mançur.. ve bazı dahi, akvâm-ı şarkıye-i şimâlî.. ve bazı dahi, Benî Âdemden bir cem'iyet-i azîme, dünya ve medeniyeti herc ü merc eden bir tâife.. ve bazı dahi, mahlûk-u İlâhi’den yerin zahrında veyâhut batnında âdemî veya gayr-ı âdemî
