İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 183 / 188
183

Teznîb: Ek, ilâve, zeyl.

Tezyînât-ı lafziye: (Muhassinât-ı lafziye de denir. İlm-i Bedî'in iki bölümünden ikinci bölümüdür) Kelâmın lafzında olan ve göze hitâb eden edebî san'atlar. Cinâs, seci' gibi.

U

— U —

Ukad-ı Hayatiye: Can alıcı noktalar, hayat düğümleri. Bir şeyi meydâna getiren aslî rükünler.

Ulûhiyet-i Sâriye ve Hayat-ı Sâriye: Vahdetü'l-vücûd ehlince kullanılan tasavvufî tâbirler olup; İlâhi sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirâyet etmesi, yani tecellî etmesi mânâsında olan bu tâbirlerden, ehil olmayanlar: Allah’ın tecessümünü veya eşyaya hulûlünü veya eşya ile itti­hâd ve ittisalini zu'metmek gibi bâtıl vehimlere düştüler. Bu mes'eleye dair Mesnevî-i Nuri­ye’den nakledeceğimiz ve­cîz bir paragraftan bu tâbir­ler daha iyi anlaşılabilir: “Evet, delil içinde neticeyi görmek, âlemde Sâni'i müşâhede etmek, tarîk-ı istiğrakkârâne cihetiyle cedâvil-i ek­vânda, cereyan-ı Tecelliyât-ı İlâhi­ye’yi; ve melekûtiyet-i eşyada, sere­yân-ı füyûzâtı; ve merâyâ-yı mevcû­dâtta, tecellî-i esmâ ve sıfâtı –yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken– dıyk-ı elfâz sebebiyle, Ulû­hiyet-i Sâriye ve hayat-ı sâriye tâbir ettiler. Ehl-i fikir, o hakàik-ı zevkiyeyi nazarın mekàyisine sıkıştırdığından, çok evhâm-ı bâtılaya menşe' oldu.”

Ulûm-u Müteârife: Herkes tarafından bilinen, gizli, kapalı bir tarafı kalmayan bilgiler. (Dünyanın yuvarlaklığı gibi)

Ulûm-u Nazariye: Yalnız görüş hâlinde kalmış, tatbikata konulmamış ilimler, teoriler.

Umûr-u Mermûze-i Gayr-ı Mes­mûa: Duyulmayıp sadece işâ­retle bilinen hususlar.

Umûr-u Mütenâsibe: Aralarında uygunluk ve münâsebet bulunan şeyler.

Umûr-u Mütezâdde: Aralarında uygunluk olmayan, birbirine zıt şeyler.

Urûc: Yükselme.

Urûk: Kök ve damarlar.

Ü

— Ü —

Üslûb-u àlî: Üstün ifâde tarzı. Bu üslûb­da, şiddet, kuvvet ve heybet vardır. Bu üslûb, İlâhiyât ve usûl bahis ve tasvirinde kullanılır.

Üslûb-u Hakîm: Edebî san'atlardan biridir. Sorulan bir suâle, soranın hâlini nazara alarak başka bir suâl gibi telâkki edip, ona göre cevab vermek demektir. Meselâ: Bazı Ashâb, Resûlullâh’a (A.S.M.) hilâlin ince başlayıp, kalınlaşarak bedr şekline gelip, sonra yine başladığı şekle dönmesinin sebebini sordular. Bunun cevabı onlara lâzım olmadığı için, Kur'ân-ı Kerîm o vaziyetin neticesine terettüb eden hikmeti, yani ayın takvimcilik yaptığını söylemiştir. Çünkü bu, soranlar için daha mühim ve anlaşılması daha kolaydır.

Üslûb-u Mücerred: (Sâde üslûb) Bu üslûbda tabîilik, akıcılık, selâmet, kısalık, mânâ ve maksada kifâyet sıfatları vardır. Bu üslûb, âlet ilimlerinde, ders kitaplarında, konuşmalarda ve beşerî muâmelelerde kullanılır.

Üslûb-u Müzeyyen: Zînetli ve parlak üslûb. Bu üslûb terğîb ve terhîb (teşvik etme ve sakındırma) gibi hususları tazammun eder. Hitâbiyât ve iknâiyâtta kullanılır.

Üslûb-perestlik: Kelâmın mânâ ve maksada uygunluğuna değil de ifâde tarzının güzelliğine önem vermek.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.