Teznîb: Ek, ilâve, zeyl.
Tezyînât-ı lafziye: (Muhassinât-ı lafziye de denir. İlm-i Bedî'in iki bölümünden ikinci bölümüdür) Kelâmın lafzında olan ve göze hitâb eden edebî san'atlar. Cinâs, seci' gibi.
U
— U —
Ukad-ı Hayatiye: Can alıcı noktalar, hayat düğümleri. Bir şeyi meydâna getiren aslî rükünler.
Ulûhiyet-i Sâriye ve Hayat-ı Sâriye: Vahdetü'l-vücûd ehlince kullanılan tasavvufî tâbirler olup; İlâhi sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirâyet etmesi, yani tecellî etmesi mânâsında olan bu tâbirlerden, ehil olmayanlar: Allah’ın tecessümünü veya eşyaya hulûlünü veya eşya ile ittihâd ve ittisalini zu'metmek gibi bâtıl vehimlere düştüler. Bu mes'eleye dair Mesnevî-i Nuriye’den nakledeceğimiz vecîz bir paragraftan bu tâbirler daha iyi anlaşılabilir: “Evet, delil içinde neticeyi görmek, âlemde Sâni'i müşâhede etmek, tarîk-ı istiğrakkârâne cihetiyle cedâvil-i ekvânda, cereyan-ı Tecelliyât-ı İlâhiye’yi; ve melekûtiyet-i eşyada, sereyân-ı füyûzâtı; ve merâyâ-yı mevcûdâtta, tecellî-i esmâ ve sıfâtı –yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken– dıyk-ı elfâz sebebiyle, Ulûhiyet-i Sâriye ve hayat-ı sâriye tâbir ettiler. Ehl-i fikir, o hakàik-ı zevkiyeyi nazarın mekàyisine sıkıştırdığından, çok evhâm-ı bâtılaya menşe' oldu.”
Ulûm-u Müteârife: Herkes tarafından bilinen, gizli, kapalı bir tarafı kalmayan bilgiler. (Dünyanın yuvarlaklığı gibi)
Ulûm-u Nazariye: Yalnız görüş hâlinde kalmış, tatbikata konulmamış ilimler, teoriler.
Umûr-u Mermûze-i Gayr-ı Mesmûa: Duyulmayıp sadece işâretle bilinen hususlar.
Umûr-u Mütenâsibe: Aralarında uygunluk ve münâsebet bulunan şeyler.
Umûr-u Mütezâdde: Aralarında uygunluk olmayan, birbirine zıt şeyler.
Urûc: Yükselme.
Urûk: Kök ve damarlar.
Ü
— Ü —
Üslûb-u àlî: Üstün ifâde tarzı. Bu üslûbda, şiddet, kuvvet ve heybet vardır. Bu üslûb, İlâhiyât ve usûl bahis ve tasvirinde kullanılır.
Üslûb-u Hakîm: Edebî san'atlardan biridir. Sorulan bir suâle, soranın hâlini nazara alarak başka bir suâl gibi telâkki edip, ona göre cevab vermek demektir. Meselâ: Bazı Ashâb, Resûlullâh’a (A.S.M.) hilâlin ince başlayıp, kalınlaşarak bedr şekline gelip, sonra yine başladığı şekle dönmesinin sebebini sordular. Bunun cevabı onlara lâzım olmadığı için, Kur'ân-ı Kerîm o vaziyetin neticesine terettüb eden hikmeti, yani ayın takvimcilik yaptığını söylemiştir. Çünkü bu, soranlar için daha mühim ve anlaşılması daha kolaydır.
Üslûb-u Mücerred: (Sâde üslûb) Bu üslûbda tabîilik, akıcılık, selâmet, kısalık, mânâ ve maksada kifâyet sıfatları vardır. Bu üslûb, âlet ilimlerinde, ders kitaplarında, konuşmalarda ve beşerî muâmelelerde kullanılır.
Üslûb-u Müzeyyen: Zînetli ve parlak üslûb. Bu üslûb terğîb ve terhîb (teşvik etme ve sakındırma) gibi hususları tazammun eder. Hitâbiyât ve iknâiyâtta kullanılır.
Üslûb-perestlik: Kelâmın mânâ ve maksada uygunluğuna değil de ifâde tarzının güzelliğine önem vermek.
