İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 175 / 188
175

rindendir. Milâdî 1285’de vefât etmiştir.

Karîha: Fikir kàbiliyeti, zihin kudreti, düşünme isti'dâdı.

Karîne: Bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ipucu, işâret.

Karîne-i mecâz: Mecâza ait işâ­ret. Kelimenin mecâz olmasını gerektiren, hakîki mânâsına alınmasına mâni olan kayıt. Buna karîne-i mânia da denir.

Karn-ı Evvel: Hicretin birinci asrı.

Kasas: Mâceralar, hikâyeler, kıssalar.

Kâsid: Kesâd olan, sürümsüz mal, rağbet görmeyen.

Kat'iyyü'd-delâle: Bir ibarenin ifâde ettiği mânâya veya hükme delâletinin kat'î, şeksiz olması.

Kat'iyyü'l-metin: İbarenin, ilk mer­ci'inden aynen sâdır olduğunun kat'î ve şeksiz olarak sâbit olması.

Keennehu: Sanki odur, hemen hemen odur.

Kelâm-ı Mudarî: Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arapça, Kur'ân-ı Kerîm bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasîh Arapça’dır.

Kelâmın kuyûdâtı ve keyfiyâtı: Kelâ­mın küllünü meydâna getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik-müennes­lik, mârifelik-nekrelik, mübte­dâ-haber, sıfat-mevsuf gibi.

Kelime-i hamkâ: Ahmakça söz.

Kellâ: Hayır, asla, öyle değil.

Kemâl-i vüsûk: Tam bir i'timâd ve inanç.

Keşf-i râz: Sır toplamak, câsus­luk etmek.

Ketf: Omuz.

Kır'av: Çorak tarla.

Kıssîs: Keşiş, papaz. Hıristiyan din adamı.

Kıyâs-ı akîm: (Man.) Neticesiz veya doğru netice vermeyen kıyâs.

Kıyâs-ı hàdi': (Man.) Aldatıcı kıyâs.

Kıyâs-ı hafî: (Man.) İlleti kolay anlaşılmayan kıyâs.

Kıyâs-ı maa'l-fârık: (Man.) Birbirine benzemeyen şeyler arasında yapılan kıyâs. Doğru olmayan ve hakikate uymayan mukayese.

Kıyâs-ı mürekkeb: (Man.) İkiden fazla mukaddimeden mürekkeb kıyâs.

“Kìle”ler: “Denildiler” demek olup bir mes'ele hakkındaki muhtelif ri­vâyetleri ifâde eder.

Kînedâr: Kin güden, düşmanlık besleyen.

Kin-i muzmer: Gizli kin.

Kuvâ-yı selâse: Üç kuvvet. Kuv­ve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kuvve-i akliye.

Kuvâ-yı umumiye: Umumî kuvvetler.

Kuvve-i vâhime: İnsanda vehim ve vesvese veren kuvvet.

Kübrâ: İkinci kaziye. (Büyük önerme) Yani, hadd-i ekberin bulunduğu cümle. Hükmün mahmûlü. (Bkz. Hadd-i Asğar)

Kühûlet: Olgunluk çağı.

Küvar: Bal peteği.

L

— L —

Lâ-edrîler: Sofestâilerin bir koludur. Eşyanın var mı, yok mu olduğunun bilinmeyeceğini iddia ederler. Bunlar kendilerinden şübhe ederler. Aynı zamanda şübhe ettiklerinden de şübhe ederler.

Lafız-perestlik: Kelâmın mânâ­sından çok, sözlerine önem vermek ve meşgul olmak.

Lafz-perdâzâne: Çeşitli ve çok çok söyleyerek.

Lâsiyyemâ: Hususan, bilhassa.

Latîfe-i Rabbâniye: İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhi hakikatler onunla hissedilip zevkedilir.

Lâzım-ı beyyin: Bu tâbirin masdariyet şekli “Lüzum-u beyyin” olup ikisi aynı mânâya gelir. Herhangi bir şey

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.