rindendir. Milâdî 1285’de vefât etmiştir.
Karîha: Fikir kàbiliyeti, zihin kudreti, düşünme isti'dâdı.
Karîne: Bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ipucu, işâret.
Karîne-i mecâz: Mecâza ait işâret. Kelimenin mecâz olmasını gerektiren, hakîki mânâsına alınmasına mâni olan kayıt. Buna karîne-i mânia da denir.
Karn-ı Evvel: Hicretin birinci asrı.
Kasas: Mâceralar, hikâyeler, kıssalar.
Kâsid: Kesâd olan, sürümsüz mal, rağbet görmeyen.
Kat'iyyü'd-delâle: Bir ibarenin ifâde ettiği mânâya veya hükme delâletinin kat'î, şeksiz olması.
Kat'iyyü'l-metin: İbarenin, ilk merci'inden aynen sâdır olduğunun kat'î ve şeksiz olarak sâbit olması.
Keennehu: Sanki odur, hemen hemen odur.
Kelâm-ı Mudarî: Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arapça, Kur'ân-ı Kerîm bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasîh Arapça’dır.
Kelâmın kuyûdâtı ve keyfiyâtı: Kelâmın küllünü meydâna getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik-müenneslik, mârifelik-nekrelik, mübtedâ-haber, sıfat-mevsuf gibi.
Kelime-i hamkâ: Ahmakça söz.
Kellâ: Hayır, asla, öyle değil.
Kemâl-i vüsûk: Tam bir i'timâd ve inanç.
Keşf-i râz: Sır toplamak, câsusluk etmek.
Ketf: Omuz.
Kır'av: Çorak tarla.
Kıssîs: Keşiş, papaz. Hıristiyan din adamı.
Kıyâs-ı akîm: (Man.) Neticesiz veya doğru netice vermeyen kıyâs.
Kıyâs-ı hàdi': (Man.) Aldatıcı kıyâs.
Kıyâs-ı hafî: (Man.) İlleti kolay anlaşılmayan kıyâs.
Kıyâs-ı maa'l-fârık: (Man.) Birbirine benzemeyen şeyler arasında yapılan kıyâs. Doğru olmayan ve hakikate uymayan mukayese.
Kıyâs-ı mürekkeb: (Man.) İkiden fazla mukaddimeden mürekkeb kıyâs.
“Kìle”ler: “Denildiler” demek olup bir mes'ele hakkındaki muhtelif rivâyetleri ifâde eder.
Kînedâr: Kin güden, düşmanlık besleyen.
Kin-i muzmer: Gizli kin.
Kuvâ-yı selâse: Üç kuvvet. Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kuvve-i akliye.
Kuvâ-yı umumiye: Umumî kuvvetler.
Kuvve-i vâhime: İnsanda vehim ve vesvese veren kuvvet.
Kübrâ: İkinci kaziye. (Büyük önerme) Yani, hadd-i ekberin bulunduğu cümle. Hükmün mahmûlü. (Bkz. Hadd-i Asğar)
Kühûlet: Olgunluk çağı.
Küvar: Bal peteği.
L
— L —
Lâ-edrîler: Sofestâilerin bir koludur. Eşyanın var mı, yok mu olduğunun bilinmeyeceğini iddia ederler. Bunlar kendilerinden şübhe ederler. Aynı zamanda şübhe ettiklerinden de şübhe ederler.
Lafız-perestlik: Kelâmın mânâsından çok, sözlerine önem vermek ve meşgul olmak.
Lafz-perdâzâne: Çeşitli ve çok çok söyleyerek.
Lâsiyyemâ: Hususan, bilhassa.
Latîfe-i Rabbâniye: İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhi hakikatler onunla hissedilip zevkedilir.
Lâzım-ı beyyin: Bu tâbirin masdariyet şekli “Lüzum-u beyyin” olup ikisi aynı mânâya gelir. Herhangi bir şey
