İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 180 / 188
180

Pîş-i nazara getirmek: Göz önünde bulundurmak.

Pûşîde: Örtülü, gizli.

R

— R —

Rahmet-i bîpâyân: Sonsuz rahmet.

Raic: Revâcda olan, sürümlü mal.

Rasas: Kurşun.

Râsiha: İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.

Ratb: Rutûbetli, yaş.

Redm-i Azîm: Zülkarneyn seddinin ismi.

Reh-nümâ: Yol gösteren, rehber, kılavuz.

Remz: İşâretle ifâde etmek.

Rendeçlenme: Rendeleme.

Re's: Baş.

Revnâk: Zînet, güzellik.

Ruhban: Râhib, keşiş. Hıristiyan din adamı.

S

— S —

Saâdet-saray-ı ebediye: Ebediyetin saâ­detli sarayı. (Cennet kasdediliyor)

Saâdet-saray-ı istikbâl: İstikbâ­lin saâ­detli sarayı.

Sa'b: Güç, zor.

Sabâvet: Çocukluk.

Sâbiha: Yüzen.

Sa'd-ı Taftazanî: (M. 1322-1389) Horasan’da doğmuş büyük bir İlm-i Kelâm âlimidir. En meşhûr eseri, “Makàsıd” adlı kelâm kitabıdır.

Sa'dî: (M. 1193-1291) Şiraz’da doğmuş büyük bir İran şâiridir Gülistan ve Dîvân’ında bol bol temsîlî hikâyeler kullanmıştır.

Sadîk-ı ahmak: Ahmak dost.

Saf-beste: Saf bağlamış, saf olmuş.

Saf-beste-i hareket: Harekete geçmek üzere saf bağlayıp hazır olan.

Sahî: Cömert.

Sakf-ı merfu': Yükseltilmiş dam, tavan.

Sâyebân: Himâye eden, koruyan, gölgelik.

Saykal vurmak: Cilâ vurmak, parlatmak.

Sebe': Yemen’de eski tarihlerden beri bilinen bir medeniyet merkezidir. Ayrıca, bir Arab kavminin de adıdır.

Secde-ber-zemin-i hayret ve muhabbet: Hayret ve muhabbetle yere secde etmek.

Sehâb: Bulut.

Sehhâr: Büyüleyici, sihirbâz. Büyü gibi bir kuvvetle çeken.

Sekkâb: Delici, delen.

Sekkâkî: (M. 1160-1228) Otuz yaşından sonra ilim öğrenmeye başladı. Beyânda, sözü hüccet bir âlimdir. “Miftâhü'l-ulûm”u çok meşhûr eseridir.

Senâhan: Alkışlayan, öven.

Ser-efrâz: Başı dik, alnı açık. Haklı ve gâlib.

Serîr-i tedrîs: Ders verme makamı.

Ser-meşk: Örnek, nümûne.

Seyyid Şerîf Cürcânî: (M. 1339-1413) Meşhûr ve büyük bir İlm-i Kelâm âlimi ve filozoftur.

Sımah: Kulak.

Sihr-i Beyânî: Beyân’ın büyü gibi olan te'siri. (Hadîs-i Şerîf’e telmih var)

Sinematoğraf: Sinema.

Siyâk ve sibaka mülâyemet: Sözün, evveline güzel bir netice, sonrasına iyi bir başlangıç olması.

Sofestâi: Müsbet veya menfî hiç bir hükme varmayan, dâima şübhe içinde kalmayı esâs alan felsefî bir doktrinin (Septisizm) mensûbu, septik. Âlemde hakikat nâmına hiçbir şey tanımayan ve hakikati araştırmaktan sarf-ı nazar ederek zevk ü safâ, şiir ve edebiyâtla eğlenen safsatacılar.

Suğrâ: (Man.) Birinci kaziye. (Küçük önerme) Hadd-i asğarın bulunduğu cümle. Hükmün mevzûu (Bkz. Hadd-i Asğar)

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.